İslamabad’da büyük satranç

.

İslamabad’da büyük satranç

İBRAHİM YILDIZ (Karakeçili) / Yazdı

Bugün İslamabad’ın puslu sabahında, sadece Pakistan’ın değil, dünya siyasetinin de kalbi atıyor. Şehrin yüksek güvenlikli diplomatik bölgesinde, kırmızı alarm verilmiş sokakların ardında, belki de son on yılın en kritik sorusu soruluyor: Ortadoğu’nun kronikleşmiş fay hattı, yerini kalıcı bir sükunete mi bırakacak, yoksa bu büyük pazarlık yeni bir fırtınanın habercisi mi?

​ABD-İran hattında "Yeni Perde" açıldı. Ama bu kez dekor farklı, oyuncular daha sert ve masadaki riskler hiç olmadığı kadar küresel.

Masanın Anatomisi: Kim, kiminle, neyi konuşuyor?

Trump yönetiminin "maksimum baskı" yıllarından sonra tarafların ilk kez bu kadar üst düzeyde yüz yüze gelmesi, diplomasi koridorlarında "mucize" olarak nitelendiriliyor. ABD heyetinin başında Başkan Yardımcısı JD Vance var. Yanında ise bölgeyi avucunun içi gibi bilen Steve Witkoff ve Trump döneminin pragmatik mimarı Jared Kushner oturuyor.

​Karşılarında ise Tahran’ın çelik çekirdeğini temsil eden, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf önderliğindeki İran heyeti yer alıyor. Masanın ev sahibi Pakistan ise hem Washington’la stratejik ortaklığı hem de İran’la tarihsel bağları sayesinde "güvenli liman" rolünde.

Hürmüz’ün kilidi ve enerji kâbusu

​ Washington için bu masanın bir numaralı maddesi nükleerden önce ekonomi-güvenlik. İran Devrim Muhafızları’nın kontrolündeki Hürmüz Boğazı'nın kapalı olması, küresel petrol fiyatlarını birer saatli bombaya dönüştürmüş durumda. ABD, boğazın derhal trafiğe açılmasını ve bölgedeki askeri baskının çekilmesini istiyor.

​Ancak Tahran’ın cevabı net: "Ekonomik nefes borusu açılmadan, askeri pençeler geri çekilmez."

Pazarlık Kartları:

ABD'nin Şartı: Hizbullah ve Husiler’in silah bırakması, yeni bir füze anlaşması ve tutuklu takası.

İran'ın Şartı: Yaptırımların kademeli değil derhal kaldırılması, dondurulmuş milyarlarca doların iadesi ve İsrail’e karşı Amerikan garantisi.

Nükleer Dosya: Zombi anlaşmadan "Eşik Devlet" gerçeğine

​ 2015’teki anlaşma. İran, uranyumu %60 seviyesinde zenginleştirerek "nükleer eşik" devlet konumuna geldi. Washington’un ikilemi burada derinleşiyor: Eskiye dönmek teknik olarak yetersiz, yeni bir anlaşma dayatmak ise Tahran tarafından "egemenlik suikastı" olarak görülüyor. Masada artık sadece santrifüj sayıları değil, İran’ın nükleer bilgi birikimini nasıl donduracağı tartışılıyor.

​Rusya ve Çin: Masadaki görünmez gölgeler

Bu zirveyi geçmiştekilerden ayıran en önemli katman, Tahran’ın arkasındaki Moskova-Pekin hattı. Ukrayna semalarında uçan İran İHA’ları, bu meseleyi bir Ortadoğu sorunu olmaktan çıkarıp bir NATO güvenliği meselesi haline getirdi. Çin’in İran-Suudi Arabistan normalleşmesindeki rolü, ABD’nin bölgedeki "geleneksel hakem" koltuğunu sarstı. Washington şimdi İran’ı Batı sistemine çekemeyeceğini biliyor; strateji artık "çevreleme “den "yönetilebilir bir gerginliğe" evriliyor.

Sonuç: Menüde mi, masada mı?

İslamabad’da bugün başlayan görüşmelerden "ebedi bir barış" çıkmasını beklemek safdillik olur. Ancak 22 Nisan’da dolacak olan geçici ateşkesin uzatılması bile dünya piyasalarına can suyu verecek bir başarı sayılacaktır.

​ Ortadoğu’da değişmeyen bir kural vardır: Eğer masada değilseniz, muhtemelen menüdesinizdir. İran, menüde olmamak için elini her geçen gün daha da sertleştiriyor. Washington ise yaklaşan seçimler öncesi "taviz veren lider" görüntüsü ile "bölgesel savaş" riski arasında ince bir ipte yürüyor.

​ Gözümüz kulağımız İslamabad’da. Çünkü oradan çıkacak tek bir olumlu cümle petrol fiyatlarını düşürebilir, tek bir restleşme ise bölgeyi onlarca yıl sürecek bir karanlığa gömebilir.

Paradigma, "barış ya da savaş" ikileminden çıkıp, "ne barış ne savaş" (asimetrik denge). Ne barışın getirdiği o huzurlu istikrar vardır, ne de savaşın getirdiği topyekûn yıkım noktasına evrilmiştir.

ABD için topyekûn bir İran savaşı; petrol fiyatlarının fırlaması ve yeni bir Vietnam sendromu demektir. İran için ise bu; rejimin fiziksel olarak yok olma riskidir. Her iki taraf da "dişlerini gösterir" ama telafi edilemez darve asla vuramaz. Artık zafer; rakibi yenmek değil, rakibi masada tutarken sahadaki kazanımlarını yavaş yavaş kemirmektir.

Satranç başladı; bakalım ilk kim "şah" diyecek? www.yenicizgihaber.com

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Politika Haberleri