ABD-ÇİN Zirvesinde; Aynı yatakta görülen farklı rüyalar

.

Aynı yatakta düşman rüyaları

ABD ve Çin’in zoraki nikahı

​Dünya, uzun zamandır beklediği o nefes kesen sahneye kilitlendi. Pekin’de bir araya gelen Donald Trump ve Xi Jinping, sadece iki ülkenin ticaret hacmini değil, kutupları eriyen Antarktika’dan, barut fıçısına dönen Ortadoğu’ya kadar yerkürenin tüm fay hatlarını yeniden hizaladı. Herkesin ekran başında "Kazan-kazan mı, yoksa yeni bir Soğuk Savaş mı?" klişeleriyle izlediği bu zirveyi, gelin sığ analizlerin uzağından, madalyonun diğer yüzünü çevirerek okuyalım.

​İşte küresel tiyatronun perde arkası, satır araları ve yarınımızı şekillendirecek o büyük kırılmalar...

Ejderha ve Kartal’ın "Tahammül" valsi

​Görünürdeki başlık netti: Ticaret savaşlarında ateşkes, gümrük vergilerinde esneklik ve yapay zekâda kırmızı çizgiler. Ancak bu bir barış zirvesi değil, tarafların birbirini yokladığı stratejik bir tahammül seansıydı.

​Washington, Çin’in teknolojik sıçramasını ve çip üretimindeki hegemonyasını ambargolarla boğmak isterken; Pekin, elindeki nadir toprak elementleri kartını masaya sessizce bırakıverdi. Galyum, germanyum ve grafit... Bu üç kelime, Pentagon’un savunma sanayisinden Tesla’nın bataryasına kadar Batı’nın tüm teknolojik kalbini durdurabilecek güçte. Pekin’deki el sıkışma, bir dostluk gösterisi değil; iki devasa gücün birbirini "en azından şimdilik" tamamen yok edemeyeceğini anlamasının getirdiği pragmatik bir uzlaşıdır.

​Ortadoğu düğümü Pekin’de mi çözülüyor?

​Zirvenin en can alıcı, en az konuşulan ama dünyayı en çok ilgilendiren gizli ajandası Ortadoğu’ydu. İsrail-ABD İran üçgeninde tırmanan, Hürmüz Boğazı’nı ve Kızıldeniz lojistik hatlarını rehin alan o büyük savaş hayaleti, Pekin’deki masanın tam ortasında oturdu.

​Herkes Washington’ın İsrail’e olan mutlak koruma kalkanını konuşuyor. Doğrudur. Ancak ıskalanan şey şu: İran’ın Batı yaptırımlarına karşı en büyük can damarı, petrolünün neredeyse tamamını alan Çin’dir. Trump, Xi Jinping’den İran’ı ve onun bölgedeki vekillerini frenlemesini talep ederken, aslında Tahran’ın finansal vanasını elinde tutan güce müracaat ediyordu.

​Buradaki büyük farkındalık şudur: Çin, Ortadoğu’da büyük bir savaş istemiyor; çünkü bölge onun "Kuşak ve Yol" projesinin lojistik omurgası. Ama Çin, İran’ın tamamen çökmesini de istemiyor; çünkü Tahran, ABD’nin enerjisini Ortadoğu’ya gömmesi için mükemmel bir oyalama aparatıdır. Pekin’deki zirve, Ortadoğu’daki savaşı bitirmedi ama onu "kontrol altında tutulan bir kriz" seviyesine sabitledi. Büyük güçlerin küresel çıkarları, bölgesel aktörlerin fevri savaş çığlıklarına set çekti.

​Altı kıtanın kaderi bu masada dağıtıldı

​Bu zirvenin etkileri Pekin ve Washington sınırlarının çok ötesine, altı kıtanın kılcal damarlarına kadar yayıldı. Siyasi ve ekonomik anatomiye yukarıdan baktığımızda karşımıza çıkan tablo ürkütücü olduğu kadar öğretici:

Asya: Kendi evinde yapılan bu zirveyle derin bir nefes aldı. Tayvan Boğazı’nda patlamaya hazır bir askeri çatışma şimdilik rafa kalktı ancak Hindistan-Japonya ekseninde ABD’nin kurduğu çevreleme politikası Asya içindeki kamplaşmayı sessizce büyütüyor.

Avrupa: Ukrayna savaşıyla sarsılan yaşlı kıta, Süveyş Kanalı’ndaki tıkanıklıklar yüzünden teslimat sürelerinin uzaması ve taşımacılık ücreti fiyatlarının katlanmasıyla ekonomik bir "ekonomik kilitlenme" veya "büyüyemeyen enflasyon"

eşiğindeydi. Zirveden çıkan uzlaşı sinyali, Avrupa piyasalarına geçici bir oksijen sağladı.

Afrika: Küresel güçlerin ham madde cephesi olan Afrika, zirveyi fırsata çevirme peşinde. Çin’in yatırımlarına karşılık ABD’nin alternatif koridorlarla kıtaya gelmesi, Afrika ülkelerine iki dev arasında denge oyunu oynama alanı açıyor.

Amerika: ABD iç siyasetindeki seçim baskısı ve yüksek borç tavanı, yönetimi Çin karşısında "zafer kazanmış lider" imajı çizmeye zorlarken; Güney Amerika (Brezilya, Arjantin) Çin’e tarım ve maden satarak bu kavganın ekonomik kazananı olmaya devam ediyor.

Okyanusya: Avustralya, AUKUS (Avustralya (AU), Birleşik Krallık (UK) ve Amerika Birleşik Devletleri (US) arasında imzalanan, Asya-Pasifik bölgesindeki askeri ve stratejik bir güvenlik paktı) ile askeri olarak ABD’nin ileri karakolu olurken, ekonomik olarak en büyük müşterisi Çin’e maden satmaya devam etmenin iki yüzlü konforunu yaşıyor.

Antarktika: İnsan elinin değmediği o beyaz kıtada bile, eriyen buzulların altındaki madenler ve yeni lojistik rotalar için ABD ve Çin’in bilimsel istasyonlar maskesi altında yürüttüğü gizli bir egemenlik savaşı kızışıyor.

​Küresel ekonomide "Vites Küçülten" yeni dünya düzeni

​Ekonomistler zirveyi borsaların yeşermesiyle okuyadursun, makro gerçeklik bize başka bir şey söylüyor. IMF ve Dünya Bankası verilerinin de fısıldadığı gibi, dünya ekonomisi artık %3 dolaylarında, tabiri caizse "vites küçültmüş" kontrollü bir büyüme patikasına girdi.

​Neden mi? Çünkü artık tek bir küresel pazar yok. Küreselleşme öldü; yerini "Gözetimli Küreselleşme" ve "Risk Azaltma" kavramları aldı. ABD’nin ulusal güvenlik bahanesiyle çip ve yapay zekâ teknolojilerinde Çin’e koyduğu ambargolar, tedarik zincirlerini iki kutba bölüyor. Şirketler artık en ucuz üretimi nerede yapacağına değil, en güvenli üretimi hangi siyasi blokta yapacağına bakıyor. Bu da üretim maliyetlerini artırıyor, enflasyonu "yapışkan" hale getiriyor ve merkez bankalarını faizleri yüksek tutmaya zorluyor. Yapay zekâ yatırımlarının borsalarda yarattığı teknolojik rüzgar olmasa, dünya ekonomisi çoktan derin bir ekonomik daralma pençesine düşmüştü.

Küresel tiyatronun seyircisi değil,

oyun kurucusu olmak

Pekin Zirvesi bize gösterdi ki, dünya ne tamamen tek kutuplu bir Amerikan hegemonyası ne de mutlak bir Çin egemenliği altında. Karşımızda, birbirine ekonomik olarak göbekten bağımlı ama jeopolitik olarak amansızca düşman olan iki devin "Zoraki Evliliği" var.

​Bu yeni düzende kazananlar, rüzgarın yönüne göre yelken açan, iki blok arasındaki çatlakları iyi okuyan ve kendi iç cephesini (ekonomisini, teknolojisini, liyakatini) sağlam tutan vizyoner yapılar olacaktır. Büyük güçlerin masada el sıkışıp sahada birbirine çelme taktığı bu yeni yüzyılda, satranç tahtasında piyon kalmamak için, ülkelerin ve idari siyasetin; sadece hamleleri değil, oyuncuların niyetlerini okuması şarttır.

Pekin’deki büyük randevunun ardından dumanlar çekildiğinde, masada kalan uzlaşı sinyallerinin aslında küresel aktörler için birer "mayın tarlası" olduğu daha net görülüyor. ABD-Çin Zirvesi’nin somut siyasi ve ekonomik sonuçları, doğrudan dahil olan ülkeler ve onların liderleri için çok ciddi iç ve dış riskleri beraberinde getirmektedir.

​Bu tarihi virajın, ülkeler ve o ülkelerin direksiyonundaki liderler bazında yarattığı risk haritasını şu şekilde analiz edebiliriz:

ABD ve Donald Trump İçin Riskler

​ABD yönetimi, zirveden küresel piyasaları sakinleştiren bir "ticaret ateşkesi" ile dönmüş olsa da, bu durum iç siyasette ve küresel liderlikte yeni cepheler açmaktadır:

"Taviz Veren Lider" Suçlaması ve Seçim Baskısında Trump’ın Çin ile pragmatik ve ticari odaklı bir uzlaşıya varması, Washington’daki şahin bürokrasi (Pentagon ve istihbarat kanadı) ile Kongre’deki muhalefet tarafından "Çin’in küresel yükselişine göz yummak" olarak nitelendirilebilir. Yaklaşan seçim dönemlerinde, bu uzlaşı Trump’ın aleyhine bir iç siyaset malzemesine dönüşme riski taşımaktadır.

İşlemsel Diplomasinin Kısa Vadeli Tuzağındaki ABD yönetiminin dış politikayı uzun vadeli ideolojik ittifaklar yerine, anlık tarım alımları veya gümrük vergisi pazarlıklarına indirgemesi büyük bir stratejik risk barındırır. Kısa vadeli ekonomik rahatlama uğruna Çin’in yapay zekâ, biyoteknoloji ve çip gibi geleceğin endüstrilerinde alan kazanması, ABD’nin uzun vadeli teknolojik üstünlüğünü kaybetmesi riskini doğurmaktadır.

Müttefiklerin Güven Erozyonun başlangıcı mı? Sorusu akla gelir.

ABD’nin Asya-Pasifik’teki ortaklarını (Japonya, Güney Kore, Avustralya) ikinci plana iterek Çin ile doğrudan ikili anlaşmalara yönelmesi, bu ülkelerde "Washington bizi yalnız bırakabilir mi?" sorusunu doğurmaktadır. Bu durum, ABD’nin küresel ittifak ağının çözülme riskini tetikleyebilir.

​Çin ve Xi Jinping için riskler

​Pekin’de tek partili bir yönetim ve "ömür boyu liderlik" zırhı bulunsa da, sistemin meşruiyeti doğrudan ekonomik istikrara ve milliyetçi beklentilerin yönetilmesine bağlıdır:

Ekonomik Yavaşlama ve İç Meşruiyet Krizi gelişebilir. Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) halkıyla yaptığı sessiz sözleşme şudur: Siyasi özgürlüklerin kısıtlanmasına karşılık sürekli ekonomik büyüme ve refah. ABD’nin teknoloji ambargoları ve küresel tedarik zincirlerinin ikiye bölünmesi nedeniyle Çin ekonomisinin vites küçültmesi, gayrimenkul krizleri ve genç işsizliği ile birleştiğinde Xi Jinping yönetimi için ciddi bir iç huzursuzluk ve meşruiyet riski yaratmaktadır.

Milliyetçilik Tuzağı ve "Geri Adım" Algısı mı? Xi Jinping, iç kamuoyunda Çin’i "artık Batı’ya boyun eğmeyen süper güç" olarak konumlandırdı. Özellikle Tayvan Boğazı ve Güney Çin Denizi’ndeki egemenlik iddialarında, ABD ile uzlaşma adına atılacak en ufak bir esneklik, iç kamuoyundaki radikal milliyetçi dalga tarafından "zayıflık" olarak algılanabilir. Bu durum, liderin karizmasını zedeleme riski taşır.

Öngörülemezlik Karşısında Zaman Kaybetme söz konusu. Çin’in geleneksel devlet aklı, Batı’nın yapısal bir düşüşte olduğunu varsayarak çatışmayı ertelemeye ve güç toplamaya dayalıdır. Ancak ABD’nin ani ve radikal kararları (tarife şokları, AUKUS gibi paktlar), Çin’in bu uzun vadeli "zaman kazanma" stratejisini bozmakta ve merkezi yönetimi sürekli bir kriz yönetimi moduna zorlamaktadır.

​İran ve Ayetullah Hamaney / Mesud Pezeşkiyan için riskler

​Zirvenin belki de en trajik sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalan aktör Tahran yönetimidir:

Büyük Güçlerin Masasında "Yalnız Kalma" Riski var mı? İran, Batı kuşatmasına karşı Çin ve Rusya’yı mutlak birer koruma kalkanı olarak görüyordu. Ancak Çin’in ABD ile küresel istikrarı konuşması ve İran petrolüne olan bağımlılığını alternatiflerle dengeleme sinyali vermesi, Tahran’da ciddi bir jeopolitik yalnızlık hissi yaratmıştır.

Ekonomik Vanaların Kapatılması Baskısı ABD-ÇİN zirvesindeki gündem. Çin’in kendi ekonomik çıkarları uğruna İran’dan gelen petrol akışını yavaşlatması veya vekil güçleri (Husiler, Hizbullah) dizginlemesi yönündeki baskısı, zaten içeride ekonomik kriz ve toplumsal gerilimlerle boğuşan İran yönetimini köşeye sıkıştırmaktadır. Rejim, hem bölgesel iddialarını korumak hem de iç ekonomik çöküşü engellemek arasında tehlikeli bir yol ayrımındadır.

İsrail ve Benjamin Netanyahu için riskler

​İsrail yönetimi için zirve, bölgesel hareket alanının sınırlandırılması ve ittifak ilişkilerinin test edilmesi anlamına gelmektedir:

"Stratejik Fren" Sıkışması İsrailde Yaşanır mı? Netanyahu yönetimi, İran’ın nükleer programını ve bölgesel varlığını tamamen ortadan kaldıracak topyekûn bir askeri harekat için Washington’ın mutlak desteğine güveniyordu. Ancak ABD ve Çin’in küresel enerji hatlarını korumak adına Ortadoğu’da "kontrollü gerilim" kararı alması, İsrail’in fevri askeri hamlelerini frenlemektedir. Bu durum, Netanyahu’nun iç siyasetteki "güvenlik vizyonu" üzerinde bir risk oluşturur.

Çin ile Ekonomik Kopuş Zorunluluğumu kapıda? İsrail, son yıllarda altyapı ve teknoloji alanında Çin sermayesini ülkeye çekmeye çalışıyordu. Zirve sonrası ABD’nin müttefikleri üzerindeki "Çin’i kritik sektörlerden uzak tutun" baskısının artması, İsrail’i Pekin ile karlı ekonomik ilişkilerini tamamen feda etmek zorunda bırakacaktır.

Küresel sistemde nihai netice; İmza

küresel sistemde artık "mutlak zaferler" döneminin kapandığını, bunun yerine "riskleri yönetme ve krizleri dondurma" çağının başladığını ilan ediyor. Sahneye koyulan bu küresel tiyatroda figüran ya da pasif bir seyirci olarak kalmamanın yegane yolu; rüzgarın yönüne göre savrulmak değil, iki blok arasındaki çatlakları iyi okuyarak kendi iç cephesini, liyakatini, yerli teknolojisini ve ekonomik bağışıklığını sağlam tutmaktan geçiyor.

​Çünkü başkalarının yazdığı senaryoyu sadece izleyenler, günün sonunda o senaryonun kurbanı olurlar; kendi oyun planını kuranlar ise tarihin akışına kendi imzalarını atarlar.

www.yenicizgihaber.com

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazar Yazıları Haberleri