Ankara zirvesi: Bir "Disiplin" seansı mı,

.

Yeni bir dönemin başlangıcı mı?

​Ankara, önümüzdeki hafta dünya siyasetinin kalbi olacak. 7-8 Temmuz tarihlerinde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılacak NATO Zirvesi için geri sayım başladı. Herkes "Neden Ankara?" diye soruyor. Bazıları bunu büyük bir diplomatik zafer, bir "Türkiye’nin merkez üssü haline gelmesi" masalı olarak pazarlamaya çalışıyor. Ama gelin, süslü diplomatik cümleleri bir kenara bırakıp gerçeklere bakalım. Bu zirve, öyle "prestij olsun" diye Ankara’ya verilmiş bir ödül değil; bu, küresel satranç tahtasında kartların yeniden dağıtıldığı, ittifakın çatlaklarının tamir edilmeye çalışıldığı bir "disiplin" zirvesidir.

​Neden Türkiye? Çünkü dünya artık Soğuk Savaş’ın o gri ve öngörülebilir dünyası değil. Bugün NATO; Rusya-Ukrayna hattındaki kördüğümle, bitmek bilmeyen savunma harcaması baskısıyla ve en önemlisi ABD-İsrail ekseninin İran’la girdiği gerilimin ittifak içinde yarattığı derin "Atlantik çatlağıyla" boğuşuyor.

Trump yönetimi, "Avrupa güvenliğini sadece biz sırtlanmayız" diyerek müttefiklerini sıkıştırıyor. Türkiye ise bu denklemin hem en zorlu hem de vazgeçilmez parçası. Mark Rutte’nin, Türkiye’yi "70 yıllık güçlü müttefik" olarak vurgulaması boşuna değil; Ankara, bu büyük yapının hem "sorun çıkaran" çocuğu hem de olmazsa olmaz anahtarı.

​Zirvenin perde arkasında ise iki temel ajanda var. İlki, NATO’yu yeniden hizaya getirmek. Washington, Avrupa’nın savunma bütçelerini artırmasını, operasyonel yükü paylaşmasını ve İran krizinde topyekûn bir duruş sergilenmesini istiyor. Ankara, bu pazarlığın tam göbeğinde. Bir tarafta F-35 ve KAAN motoru gibi Türkiye’nin savunma sanayii bekası, diğer tarafta ise bölgesel dengeler.

​İkinci ve belki de en kritik konu, İran meselesi. Savaşın yayılma riski, Türkiye’nin en büyük kâbusu. Enerji hatları, mülteci hareketleri ve sınır güvenliği gibi Türkiye’nin doğrudan etkileneceği başlıklar masada.

Hükümet, bu zirveyi Gazze ve bölgesel barış konusunda bir baskı mekanizmasına dönüştürmeyi hedefliyor; fakat Tel Aviv’le ilişkilerin geldiği nokta, Ankara’nın arabuluculuk kapasitesini hayli zorluyor.

​Peki, sonuç ne olacak? Ankara bu zirveden "güçlü bir oyuncu" olarak mı çıkacak, yoksa sadece bir "transit merkez" muamelesi mi görecek? İktidar, zirvenin getireceği ekonomik hareketliliğe ve savunma sanayiindeki yeni teknoloji iş birliklerine odaklanmış durumda. Ancak, gerçek bir "stratejik dönüş" için sadece organizasyonun başarısı yetmez. NATO’nun değişen jeopolitiği okuma kapasitesi, Türkiye’nin de kendi ulusal çıkarlarını bu büyük ittifakın hedefleriyle ne kadar "ustaca" uyumlu kılabileceğine bağlı.

​Kısacası; Ankara zirvesi, sadece liderlerin birbirine gülümseyip aile fotoğrafı çektirdiği bir etkinlik değil. Bu, Türkiye’nin NATO içindeki "aykırı" konumunun sorgulandığı, ABD ile yeni bir sayfa açma çabalarının denendiği ve bölgesel güvenlik mimarisinin yeniden yazıldığı zorlu bir sınavdır. Sonucunu zirve bildirisindeki diplomatik nezaket cümlelerinde değil, önümüzdeki aylarda sahada alacağımız kararlarda göreceğiz.

Şimdilik görünen o ki; Ankara, dünyanın gözü önünde, ateş hattındaki bir müttefik olarak "yeni bir vizyon" arayışında. Bakalım bu arayış, sadece bir temenni olarak mı kalacak, yoksa gerçek bir stratejik hamleye mi dönüşecek? Bekleyip göreceğiz. www.yenicizgihaber.com

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazar Yazıları Haberleri