Babalık külliyatında görünmeyen eksenler

.

Merhamet ve otorite

İBRAHİM YILDIZ

​Bakmayın siz o vitrinlerdeki indirim afişlerine, televizyonlardaki “en iyi baba ödülü” konseptli reklam kuşaklarına… Babalar Günü geldi çattı işte. Hepimizde o malum telaş: “Ne alsak? Kravat mı, gömlek mi, yoksa her sene olduğu gibi o çok ihtiyaç duyduğu(!) tıraş makinesini mi?”

​Aslında bütün bu tüketim çılgınlığı, babalık dediğimiz o koca okyanusu bir su damlasına sığdırma çabasından başka bir şey değil. Babalık, sadece biyolojik bir aidiyetin veya babayı kutsama ritüelinin kutlanması değildir; toplumsal cinsiyet rollerinin, ekonomik güç dengelerinin, dini sembolizmin ve kuşaklar arası kültürel mirasın bir potada eridiği kolektif bir muhasebe alanıdır. Babalık, doğuştan gelen bir yazılım değil, bireyin içine doğduğu toplumun tezgahında sabırla dokunan, felsefi bir varoluş çabasıdır.

​Peki nedir babalık?

​Bizim kuşak, babasını “evin sert ve ulaşılmaz dağı” olarak kodladı. O gelir, kapı kapanır, dünya dururdu. Şimdi bakıyorum da, bizim “dağ” zannettiğimiz o adamlar, aslında kendi çocukluklarının enkazını, o dönem şartlarının getirdiği ekonomik yükü ve toplumsal beklentilerin ağırlığını taşımakla meşgulmüş. Şimdiki babalar ise bambaşka bir dertte: Hem evin geçimini sağlayan o geleneksel “direk” olacaklar, hem de akşam olunca çocuğunun duygusal dünyasına “eşlik eden şefkatli yoldaş.”

​İşte o meşhur sıkışmışlık tam da burada başlıyor. Psikolojik derinlikte baba, çocuğun özerklik kazanma sürecinde “ayrışma ve bireyleşme” fazının anahtarıdır. Modern babanın yaşadığı en büyük içsel çatışma, kendi babasından devraldığı “mesafeli ve sert” otorite ile günümüzün talep ettiği “şefkatli ve eşlikçi” model arasındaki sıkışmışlıktır. Bu sıkışma, çoğu zaman babanın kendi çocukluğuyla yüzleşmesini zorunlu kılan bir iyileşme sürecine dönüşür.

​“Baba doğulmaz, baba olunur”

​Simone de Beauvoir’ın o meşhur kadınlık tanımını babalığa uyarlayın: Baba dediğin, biyolojik bir zorunluluktan ibaret değildir. Baba, her gün yeniden inşa edilen bir performanstır. Kendi babandan devraldığın o mesafeli otoriteyi bir kenara bırakıp, çocuğunun dizinin dibine oturduğunda, aslında büyük bir devrim yapıyorsun. Bourdieu’nun dediği gibi, bu bir “habitus” meselesi; yani yaşayarak, hata yaparak ve en önemlisi kendi çocukluğunla yüzleşerek öğrenilen bir beceri. Birey, baba olmayı kendi babasını taklit ederek, reddederek veya toplumsal normları içselleştirerek öğrenir. Ataerkil yapıdan eşitlikçi aile modeline geçiş, babalık rolünün “doğal bir içgüdü” değil, “kazanılmış bir beceri” olduğunu kanıtlar.

​Sırat köprüsünde yürümek

​Babalığın en çetin sınavı, merhamet ile otorite arasındaki o ince çizgide yürüyebilmektir. Otorite, tek başına soğuk bir diktatörlüğe; merhamet ise tek başına disiplinsiz bir korumacılığa dönüşebilir. Erich Fromm, "Sevme Sanatı"nda babalık sevgisinin koşullu olduğunu söylerken, aslında bir prensibe dayalı disiplini kasteder. Ancak modern bilinç, bu disiplini "şefkatli bir rehberlik" olarak yeniden tanımlamaktadır. Gerçek otorite, korkutmak değil; güven vermektir. Merhamet ise acımak değil; çocuğun potansiyelini gerçekleştirmesine izin verecek bir şefkat alanı açmaktır. Bu iki kavramın dengelenmesi, çocuğu hem dış dünyanın sertliğine hazırlar hem de iç dünyasında onarılmaz yaralar açılmasını önler. Bir babanın merhameti, otoritesini meşrulaştıran tek gerçek güçtür.

​Felsefi düzlemde babalık, "Yasa" ile "Hayat" arasındaki gerilimdir. Hegelci anlamda baba, çocuğun aile içinden çıkıp sivil topluma adım atmasını sağlayan rasyonel iradedir. Ancak çağdaş felsefe, babayı mutlak bir otorite figürü olmaktan çıkarıp, Levinasçı bir "Öteki" sorumluluğuna taşımıştır. Levinas'a göre evlat, babanın kendisi olmayan "tekilliği"dir. Babanın varlığı, çocuk için bir "sınır" olduğu kadar bir "imkân"dır. Jean-Paul Sartre’ın varoluşçuluğu penceresinden bakarsak; baba, çocuğuna hazır bir kader sunan değil, ona kendi özgürlüğünü inşa etmesi için zemin hazırlayan bir rehberdir.

​Ekonomik çıkmazlar ve kültürel kodlar

​Makro-ekonomik açıdan bu tür özel günler, küresel kapitalizmin en verimli "tüketim duraklarından" biridir. Hediye ekonomisi, babanın "sağlayıcı" rolüne bir teşekkür niteliği taşırken, ironik bir şekilde babayı da tüketici konumuna itmektedir. Ekonomik krizlerin yaşandığı dönemlerde, babalık üzerindeki "yetersizlik hissi", bu özel günlerin yarattığı sosyal baskıyla daha da derinleşebilir. Oysa gerçek ekonomik değer, bir kutu içine sığdırılan nesneden ziyade, babanın aile içindeki görünmez emeğinin ve duygusal yatırımının takdir edilmesidir.

​Kültürel dokularımız ise babalığa kutsiyet atfeden mekanizmalardır. Anadolu irfanında baba, "dağ" figürüyle eşleştirilir; sarsılmaz, vakur ve koruyucu. "Babanın duası, dağın gölgesi gibidir" sözü, bu güven arayışının bir tezahürüdür. Ancak dijital çağda babalık, artık fiziksel güçten ziyade "zihinsel mevcudiyet" gerektirmektedir. Bilginin demokratikleştiği bir dünyada baba, bilginin tek kaynağı değil, o bilginin nasıl kullanılacağını gösteren bir "etik pusula" olmak durumundadır.

Babalık, Bir "İnşa" meselesidir

Yeni bir bilinç eşiği

​Babalık, biyolojik bir zorunluluk değil, kültürel bir öğrenme ve felsefi bir duruştur. İyi bir baba olmak; liyakat sahibi bir birey yetiştirme sorumluluğunu almak, toplumsal adaletsizliklere karşı ev içinde eşitlikçi bir model sergilemek ve her şeyden önce kendi çocukluğuyla barışabilmektir. Modern insan, babasının gölgesinde hapsolmak yerine, o gölgenin serinliğinde kendi güneşini bulmayı öğrendiğinde gerçek bir toplumsal iyileşme başlayacaktır. Kravata, gömleğe takılmayın; asıl mesele, o gölgenin altından çıkıp hayata kendi rengimizi nasıl bıraktığımızdır. Merhameti otoritesinden, bilgeliği ise sessizliğinden büyük olan tüm babaların bıraktığı iz, insanlığın en kıymetli mirasıdır.

​Kendi çocukluğuyla barışmış, otoritesini merhametiyle taçlandırmış tüm babaların... Ve o “görünmeyen” emeğin değerini bilen herkesin Babalar Günü kutlu olsun.

​Bu vesileyle, bir baba olarak imzamla, tüm evlatlara ve babalara selam olsun diyorum.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazar Yazıları Haberleri