Butlan sonrası CHP'de siyasetin yönü
Kriz dönemlerinde siyasi partileri ayakta tutan şey kişiler değil; hukuk, kurumsal akıl ve demokratik olgunluktur.
Siyasi partiler, yalnızca seçimlere giren ve iktidara talip olan yapılar değildir. Aynı zamanda demokratik rejimlerin temel taşı, toplumun siyasal iradesinin örgütlü ifadesidir. Bu nedenle bir siyasi partide yaşanan her kriz, yalnızca o partinin mensuplarını değil, milyonlarca seçmeni ve ülkenin demokratik geleceğini de yakından ilgilendirir.
Cumhuriyet Halk Partisi'nde yaşanan butlan tartışmaları ve sonrasında ortaya çıkan belirsizlik ortamı, parti içindeki farklı görüşlerin ve siyasi eğilimlerin yeniden görünür hale gelmesine neden olmuştur. Ancak böylesi dönemlerde asıl mesele, kişilerin ya da grupların haklılığı değil; kurumların hukuk içerisinde nasıl ayakta kalacağıdır.
Siyasette liderler değişebilir, yönetimler yenilenebilir, kadrolar farklılaşabilir. Fakat kurumsal kimliğin korunması, parti tüzüğünün işletilmesi ve demokratik işleyişin devam ettirilmesi her şeyden daha önemlidir. Çünkü kriz dönemlerinde alınan kararlar yalnızca bugünü değil, geleceği de şekillendirir.
CHP'nin bugün karşı karşıya bulunduğu süreç, sıradan bir yönetim tartışmasının ötesindedir. Bu süreç aynı zamanda Türkiye'de muhalefetin geleceği, demokratik siyasetin gücü ve kurumsal kültürün dayanıklılığı açısından önemli bir sınav niteliği taşımaktadır.
Özellikle mahkeme kararıyla oluşan geçici yönetim veya tedbir süreçlerinde, parti yönetiminin meşruiyetini güçlendirecek en önemli unsur hukuka ve tüzüğe bağlılıktır. Bu nedenle CHP yönetimi, hangi dönemde görev yapıyor olursa olsun, parti tüzüğünün hükümlerini eksiksiz uygulamalı; alınacak kararların hukuki zemininin tartışmaya açık olmayacağı bir hassasiyet göstermelidir.
Duygularla hareket edilen dönemler, siyasette çoğu zaman telafisi güç sonuçlar doğurur. Bugün atılacak yanlış bir adım yalnızca parti içindeki dengeleri değil, ülkenin demokratik geleceğini de etkileyebilecek kırılmalara yol açabilir.
Bu nedenle kişisel hesaplardan, siyasi reflekslerden ve günü kurtarmaya yönelik yaklaşımlardan çok; sağduyuya, hukuka ve kurumsal akla ihtiyaç vardır.
Türkiye'nin gündeminde ekonomi, hayat pahalılığı, işsizlik, eğitim ve adalet gibi ağır sorunlar bulunurken, siyasi partilerin enerjilerini iç çekişmelere harcamaları toplumda karşılık bulmamaktadır.
Vatandaşın beklentisi kavga değil çözüm, polemik değil projedir.
Bugün CHP'nin önündeki temel soru şudur: Parti, yaşanan bu süreci demokratik olgunlukla yöneterek güçlenmiş bir şekilde mi çıkacak, yoksa iç hesaplaşmaların derinleştiği ve kurumsal yapının yıprandığı bir döneme mi sürüklenecektir?
Bu sorunun cevabı, kişilerin iradesinden çok hukukun üstünlüğüne, parti tüzüğüne bağlılığa ve kurumsal aklın ne ölçüde hâkim olacağına bağlıdır. Demokratik siyasetin geleceği açısından da ihtiyaç duyulan şey tam olarak budur. www.yenicizgihaber.com