Demagojik milliyetçilik düşman icat eder

.

Demokratik milliyetçilik
ortak gelecek inşa eder

Geçenlerde bir üniversite öğrencisi genç kardeşimizle konuşuyorduk. Genç kardeşimiz demagojik milliyetçiliği dile getiriyordu, dar milliyetçiliği savunuyordu. Söz dönüp dolaşıp (demagojik) milliyetçilik ekseninden ayrılmıyordu. Bence sohbetimizin ana teması şu olmalıydı; "Genel anlam ve içerikleri ile gerçek milliyetçilik; insanı soğutmaz, ısıtır." Bu sebeple, bu konuyu yazmak istedim.

Milliyetçilik, sosyal bilimlerde modern dünyanın en güçlü kolektif kimlik ve siyasal meşruiyet ilkelerinden biri olarak incelenir. Bilimsel tanımıyla tek bir duygu değildir. Bu çerçevede akademisyenlerin ve okuyucularımın affına sığınarak; Demagojik (dar) Milliyetçilik ve Demokratik (evrensel) Milliyetçilik terimlerini ekliyor ve sizinle paylaşmak istiyorum.

Bu ayrımı Ernest Renan yüz kırk yıl önce çok güzel yapmıştı. Millet nedir konferansında milleti ırk, dil, din birliği olarak tarif edenlere itiraz etti. Millet dedi, ortak acıları ve sevinçleri yaşamış insanların her gün yenilenen bir birlikte yaşama arzusudur. Bir nevi her gün yapılan bir plebisittir.

Atatürk de aynı şeyi, çok daha veciz bir şekilde söyledi. Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir dedi. Ne mutlu Türk olana değil, Ne mutlu Türküm diyene dedi. Doğuşu değil, şuuru ve iradeyi esas aldı.

İşte demokratik milliyetçilik ile demagojik milliyetçilik arasındaki fark tam burada başlar.

Demagojik milliyetçilik etnik bir mercek takar. Her olaya bizden mi değil mi diye bakar. Kendi vatandaşını bile tasnif eder. Makbul olanlar ve olmayanlar diye ayırır. Birlik dediği şey aslında korkuyla sağlanmış bir sessizliktir. Demogojik milliyetçilik, aynı ülkede yaşayan diğer etnitisitede olanları da arayışlara sürükler. Karşıt dar milliyetçiliği doğurur. Düşman icat eder, çünkü düşman olmadan kitleyi bir arada tutamaz. Dili kindir, yöntemi baskıdır, ufku kapalıdır.

Demokratik milliyetçilik ise ortak çıkar merceği takar. Bu ülkeye sorduğu soru şudur. Bu topraklarda yaşayan seksen beş milyon insanın refahı, güvenliği, itibarı nasıl artar. Etnik kökenine, mezhebine, hayat tarzına bakmadan herkesi eşit vatandaş görür. Birlik dediği şey korku değil, hukuktur. Çünkü bilir ki adalet olmayan yerde aidiyet de olmaz.

Demokratik milliyetçiliğin pozitif bir programı vardır ve bu program üç sütun üzerinde durur.

Birincisi hukuk devleti. Milliyetçiyim diyen biri önce kendi devletinin itibarını düşünür. İtibar ise keyfilikle değil, öngörülebilir hukukla gelir. Mahkemesi bağımsız, mülkiyeti güvencede, fikri hür bir ülke millidir. Çünkü insanı tutan şey budur.

İkincisi refah. Vatan sevgisi sadece bayrak şiiri okumak değildir, o bayrağın dalgalandığı yerde iş, aş üretmektir. Gençlerimiz neden beyin göçü olarak gidiyor sorusunu sormadan milliyetçilik olmaz. Fabrika açmak, tarlayı sulamak, yazılımı burada yazmak da milliyetçiliktir. Hatta en somut milliyetçilik budur.

Üçüncüsü kapsayıcılık. Bu ülke Malazgirt'ten beri farklı boyların, dillerin, inançların birlikte yaşadığı bir coğrafya. Bunu zaaf değil, güç olarak görmek lazım. Diyarbakırlı bir gencin, Trabzonlu bir balıkçının, İzmirli bir yazılımcının kendini aynı hikayenin parçası hissetmesi. Ortak bir gelecek duygusu. İşte asıl milli güç budur.

Bizim yakın tarihimizde bunun örnekleri var. Rahmetli Ali Fuat Başgil, kendini milliyetçi ve maneviyatçı olarak tarif ederdi ama aynı zamanda liberal demokrat bir hukukçuydu. Tek parti yıllarında çok partili hayatı, hürriyetleri savundu. Çünkü milliyetçiliği milletin fertlerini susturmak değil, onları hür ve müreffeh yapmak olarak anladı.

Atatürk'ün milliyetçiliği de bu yüzden kapsayıcıydı. Irk esasına dayanmadı. Vatandaşlık esasına dayandı. Bu topraklarda kader birliği yapmış herkesi milletin asli unsuru saydı.

Bugün dünyada da tablo aynı. Kapalı, etnikçi milliyetçilikle yükselen ülkeler kısa vadede alkış topluyor ama uzun vadede fakirleşiyor ve yalnızlaşıyor. Açık, demokratik milliyetçilikle yürüyen ülkeler ise hem zenginleşiyor hem itibar kazanıyor.

Bir hakikat var. Türk modernleşmesi sadece bir Batılılaşma projesi değildir, aynı zamanda bir hürriyet arayışıdır. Tanzimat'tan Meşrutiyet'e, oradan Cumhuriyet'e uzanan çizgi, milletin kendi devletini hukukla sınırlama, kendi kaderine sahip çıkma çabasıdır. Demokratik milliyetçilik bu büyük yürüyüşün bugünkü adıdır.

Ne Batı düşmanlığı üzerine kurulu içe kapanmacı bir anlayış, ne de kendi tarihine yabancılaşmış bir taklitçilik. Kendi kültürünü seven ama evrensel hukukla barışık, yerli ama dünyaya açık bir duruş.

Bu duruş gencine şunu söyler. Sen bu ülkenin misafiri değil, eşit sahibisin. Girişimcisine şunu söyler. Senin önünü kesmeyeceğim, ürettiğini koruyacağım. Farklı düşünene şunu söyler. Seni susturmayacağım, çünkü senin fikrin de bu ülkenin ortak aklına dahil.

İşte bu üç cümle kurulduğunda millet gerçekten millet olur. Çünkü aidiyet korkuyla değil, güvenle pekişir.

O yüzden ben umutluyum. Çünkü bu milletin mayasında bu var. Çanakkale'de omuz omuza yatanların mayası, Kurtuluş'ta kağnı çekenlerin mayası, 6 Şubat depreminde birbirine koşanların mayası aynı maya.

Bize düşen o mayayı bozacak demagojiden uzak durmak. Milliyetçiliği bir öfke dili olmaktan çıkarıp bir inşa dili haline getirmek.

Etnik kimliğe göre değil, ortak geleceğe göre düşünmek. Kavgayı değil, hukuku büyütmek.

O zaman milliyetçilik gerçekten milli olur. Ve demokratik olduğu için de kalıcı olur.www.yenicizgihaber.com

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazar Yazıları Haberleri