Empati Zamanı
Empati, belki herkesin içselleştirmesi gereken bir kavram.
Bugünlerde en çok yapmamız gereken şey empati kurmak. Bunu yaparsak, insan olduğumuzu, insan olmanın bize yüklediği sorumlulukları hatırlamış oluruz belki. Her ne kadar başkasının yerine düşünme ya da kendimizi onun yerine koyma pek de mümkün olmasa da az da olsa başkalarını ya da karşımızdakinin hissettiklerini anlamada bize yardımcı olur.
Evlerimizde bile üşüdüğümüz bu soğuk kış koşullarında, yanı başımızda Suriye’de Kobané'de insanların katledildiğini, aç ve sussuz bırakıldığını, enerjilerinin kesik olduğunu, dünyayla iletişim olanaklarının sınırlı olduğunu, hastanelerin çalışamaz durumda olduğunu elektrik, su olmayınca hizmet verilemediğini biliyor muyuz?..
Benim aklıma hemen Türkiye'nin Suriye’nin huzurunu, refahını istediği söz ve söylemleri geliyor. O zaman Türkiye neden insani bir koridor açıp Kobani halkına su, gıda, barınma ve başka ihtiyaçlarını karşılama yoluna girmiyor. Sözgelimi Kızılay dünyanın her tarafına anında koşabiliyorken ( Gerçi deprem sürecinde sınıfta kalmıştı.) yanıbaşımızda yaşanan bu insanlık dramına sessiz. Neden televizyon kanallarında bu insanlık dramına dikkat çekilmiyor da sürekli nefret, ötekileştrme, çatışma dili kullanılıyor. İnanın birilerine, alın şu parayı Türkiye’nin fay hatlarıyla oynayabildiğiniz kadar oynayın, dense; onlar şu an televizyon kanallarında kendilerine yorumcuyum diyenler kadar başarılı olamazlardı. Bu kadar kötülükten beslenen bu her şeyi bilimciler ne yazık ki her ağızlarını açtıklarında ortamı zehirlemeye, düşmanlık tohumları ekmeye devam ediyorlar.
Türkiye’de kardeşlikten, barıştan söz ederken Türkiye’de milyonlarca akrabası olan Kürtlerin her türlü haklarından vazgeçmelerini beklemek neyin ifadesi… Gerçek anlamda demokratik bir barış hedefleniyorsa, Türkiye’de ve Suriye’de Kürtlerle ve tabi ki diğer halklarla barış ve huzur içinde bir düzen kurulmak zorunda.
Türkiye neden Suriye’yi kendi iç sorunu olarak görüyor? Bence Türkiye’de yaşayan herkesin bu soruyu sorması gerekiyor. Türkiye madem Suriye’yi iç sorunu olarak görmek istiyor, o zaman Suriye’de tüm etnik yapıların, inanç gruplarının eşit temsiliyetine dayalı demokratik bir düzeni savunması gerekmez mi? Alevilere, Dürzilere yönelik katliama varan uygulamalar ortaya çıktığında HTŞ yönetimine Türkiye yönetiminden bir çift laf duymadık; ama Alevilerin ve Dürzilerin bölücü, başka ülkelerin maşası olduklarını çok duyduk. Şu an aynı şeyi Kürtler için yapıyorlar, tabi SDG üzerinden.
Türkiye Suriye’de istikrar unsuru olmak istiyorsa Suriye’deki tüm yapılara eşit mesafede durmalı. Ne yazık ki Türkiye, Suriye Geçici HTŞ Yönetiminden taraf. Her bakımdan Şara yönetimini destekliyor. Şara’nın kim olduğunu söylemeye gerek yok. Şimdi başta söylediğim empati kavramına dönebiliriz. Siz Türkiye’de Kürt olsanız, Alevi olsanız ne hissederdiniz?…
Şu an Kürtlerde, Alevilerde bir duygu kırılması var ve bu; Türkiye’nin geleceği için ciddi bir soru işareti. Her konuda araştırma yapan araştırma şirketlerini bu konuda bir araştırma yapmayı öneriyorum. İnanın ki bu dediğim duygusal kırılma ve kendini ait hisstmeme duygusu çok yüksek bir oranda çıkacaktır bu araştırmalarad, bundan eminim. Hani birileri şürekli beka beka diyorlardı ya asıl beka problemi bu.
Bugün insanlığa sahip çıkma günüdür. Gazze’de yaşananlara göz yaşı döküyorsanız, Suriye’de ama özellikle Kobané'de Kürtlerin yaşadıkları bu ağır insan hakları ihlallerine sessiz kalıyorsanız, kusura bakmayın ama samimi değilsiniz.
Baskı, zulüm, işkence, şiddet nerede ve kime yapılıyorsa kendimize yapılıyormuşçasına karşı çıkmak durumundayız. Önyargılarımızdan sıyrılıp empatik davranma ve dünyayı bize dar eden zalimlere karşı koyma zamanı. Kardeşlik tam da bunu gerektirir.www.yenicizgihaber.com
