Hayat sadece yaşamak değildir. Yaşarken yaşatmaktır. Sevgiye, iyiliğe ve insan yüreğine dokunabilmektir.
Çünkü hayat, yalnızca aldığımız nefeslerin, geçen yılların ya da geride bıraktığımız günlerin toplamı değildir. Hayat, başkalarının yaşamında bıraktığımız izlerle, bir insanın yüreğinde uyandırdığımız umutla ve hiç tanımadığımız birinin yüzünde oluşturduğumuz tebessümle anlam kazanır.
İnsan, dünyaya yalnızca kendisi için gelmez. Yaşamın gerçek anlamı, kendi varlığımızın sınırlarını aşabildiğimiz yerde başlar. Bir yarayı sarabilmekte, bir gönlü incitmemekte, zor zamanlarda bir insanın elini tutabilmekte saklıdır hayatın asıl güzelliği.
Bazen içten söylenmiş bir söz, uzun uzun anlatılanlardan daha değerlidir. Bazen karşılık beklemeden yapılan küçük bir iyilik, bir insanın bütün dünyasını değiştirebilir. Bazen de hiçbir şey söylemeden birinin yanında durmak, ona yalnız olmadığını hissettirmek yeterlidir.
Ne yazık ki günümüz dünyasında insanlar daha çok şeye sahip olmanın peşinde koşarken, sahip olduklarımızın bizi nasıl bir insana dönüştürdüğünü unutabiliyor. Başarıyı makamla, mutluluğu parayla, değeri görünür olmakla ölçebiliyoruz. Oysa insanın gerçek zenginliği, sahip olduklarından çok, paylaşabildiklerinde ve başkalarının hayatına katabildiklerindedir.
Çünkü insanı büyüten, kendisi için biriktirdikleri değil; başkaları için çoğaltabildikleridir.
Hayatın sonunda geriye ne kalacak?
Sahip olduğumuz evler, kazandığımız paralar, ulaştığımız makamlar mı? Yoksa bir insanın kalbinde bıraktığımız güzel bir hatıra, zor gününde yanında olduğumuz bir dost, kendisini değerli hissettirdiğimiz bir insan mı?
Belki de asıl mesele, kaç yıl yaşadığımız değil; yaşadığımız yıllara ne kattığımızdır.
Kim bilir, bugün sıradan gördüğümüz bir iyilik, yarın bir insanın hayata tutunma nedeni olacaktır. Bugün esirgemediğimiz bir sevgi, yarın başka bir yürekte yeniden filizlenecektir. Çünkü iyilik, paylaşıldıkça eksilen değil, çoğaldıkça dünyayı güzelleştiren bir değerdir.
İnsan olmak, yalnızca kendi acılarımızı hissetmek değil, başkasının acısına da kayıtsız kalmamaktır. Yalnızca kendi mutluluğumuzu aramak değil, başkalarının mutluluğuna da katkı sunabilmektir.
Ve belki de bütün mesele, bu kısa ömürde birbirimizi tüketmeden, birbirimizi incitmeden, birbirimizin yaşamına biraz olsun güzellik katabilmektir.
Unutmayalım; dünya, yalnızca üzerinde yaşadığımız bir yer değil, birbirimizin hayatına dokunarak birlikte güzelleştirebileceğimiz ortak bir yuvadır.
Öyleyse hayatı yalnızca tüketerek değil, değer üreterek yaşayalım. Sevgiyi ertelemeyelim, iyiliği esirgemeyelim, insanları kaybettikten sonra değerlerini anlamak zorunda kalmayalım.
Çünkü hayatın en büyük başarısı, çok şeye sahip olmak değil; varlığımızla bir başkasının hayatını güzelleştirebilmektir.
Ve bir gün bu dünyadan ayrılırken ardımızda bıraktığımız en değerli miras, kaç kişinin hayatına dokunduğumuz, kaç yüreğe umut olduğumuz ve kaç insanın hafızasında iyilikle hatırlandığımız olacaktır.
Hayat sadece yaşamak değildir. Yaşarken yaşatmaktır.
Sevgiyle, iyilikle ve insanlıkla…