Milyonların hayatı bir optik forma mı emanet?

.

Geleceğimizi Test Kitapçıklarına Hapsetmek

​Bugün 20 Haziran 2026. Türkiye’nin dört bir yanında milyonlarca genç, sözde bir "fırsat eşitliği" töreninin parçası olarak sınav salonlarına girdi. Devletin kapılarına mühür vurduğu, kuş uçurtmadığı o binaların içinde aslında ne oluyor biliyor musunuz?

Anayasal bir hak olan "eğitim hakkı", bir optik formun üzerindeki minik karelere sıkıştırılarak imha ediliyor.

Bir eğitim sisteminin, kendi gençliğini yarıştırmak yerine, onların geleceğini "seçme ve eleme" mantığıyla bir kağıt parçasına endekslemesi, sadece akademik bir başarısızlık değil, aynı zamanda hukuki bir skandaldır.

​HUKUKUN NERESİNDE BU EĞİTİMDE ADALET?

​Anayasa'nın 42. maddesi, "Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz" der.
Peki, sistemin yarattığı yapısal eşitsizlikler ne olacak? Hukuk, "eşitlik" ilkesini esas alır.
Ancak gerçek hayatta, Beykent’te bir apartman dairesinde sınav stresiyle boğuşan bir gençle, ülkenin en imtiyazlı okullarında, özel danışmanlar ve devasa bütçelerle hazırlanan bir gencin aynı sorularla "eşit" bir şekilde yarıştığını iddia etmek, hukuki mantıkla bağdaşır mı? Bu, "hukuk önünde eşitlik" değil, "imkanlar önünde eşitsizlik"tir.

​İdare hukuku prensipleri gereği, kamu hizmeti sunan kurumlar (ÖSYM dahil), "hizmetin kusursuz işleyişi" ve "fırsat eşitliği" ilkelerine uymak zorundadır. Ancak mevcut YKS sistemi, bu hizmeti adaletle değil, bir "eleme mekanizması" ile sunmaktadır.

Bir sistem düşünün ki, başarıyı sadece hıza ve ezbere dayalı bir testle ölçüyor. Bu yaklaşım, evrensel pedagojik normlara aykırı olduğu gibi, eğitim hakkının özüne de müdahaledir.

​İDARENİN SORUMSUZLUĞU VE TAZMİNAT KORİDORLARI

​Sınav günü yaşanan ve yaşanabilinir her türlü idari aksaklık (dış gürültü, görevli hataları, hatalı sorular), aslında "hizmet kusuru" başlığı altında birer dava konusudur. Bugün o salonlarda yaşanan psikolojik bir kargaşa veya bir görevlinin yanlış yönlendirmesi sonucu bir gencin bir yıllık emeğinin zayi olması, İdare Mahkemeleri nezdinde "tam yargı davası" gerektiren bir durumdur. Ancak gelin görün ki, sistem bu kadar "yüksek riskli" olduğu için, gençlerimiz haklarını aramak yerine "bir sonraki sene daha çok çalışmayı" tercih ediyor. Korku, hakkın önüne geçiyor. Peki, bu manevi tahribatın hesabı kimden sorulacak? Bir gencin, sınav anındaki psikolojik travması veya sınav sonrası yaşadığı o derin hayal kırıklığı, hukukun "manevi tazminat" kalemine girer. Ancak bizde, sistem o kadar "kutsallaştırılmış" ki, bu bir "kadere" dönüştürülüyor. Oysa bu kader değil, bu kötü yönetilen bir kamu hizmetidir!

​BİLGİDEN HIZ TESTİNE
EĞİTİMİN İŞLEMCİ SEHPASI

​Sistem, gençleri birer "bilgi hazinesi" olarak görmekten vazgeçti; onları birer "işlemci" gibi kullanıyor. Soru çözme hızı, analiz etme yeteneğinin önüne geçti. Bu sistem, hukukun koruması gereken "kişisel gelişim" hakkını da ihlal ediyor. Eğer bir öğrenci, sanata veya sosyal bilimlere yetenekliyse, sistem onu "matematik neti" yapamadığı için "başarısız" ilan ediyor. Bu, bireyin kendi potansiyelini gerçekleştirmesine engel olan, sistemik bir hak ihlalidir.

​HAKKIN İFLASI

​Bu tablo, eğitimin değil, hukuki bir iflasın belgesidir. İdare; nesnellik adına, adaleti kurban etmektedir. "Torpil olmasın" korkusuyla, milyonlarca genci bu acımasız ve mekanik sisteme mahkum etmek, devletin gençliğine olan borcunu ödememesi demektir.

​Eğer bugün o binaların içinde eğitimde adalet arıyorsak, o adalet optik formlardaki doğru cevap sayısında değil; o gençlerin hayallerini koruyan bir eğitim sisteminde aranmalıdır. Yarın sınavlar bittiğinde, herkes puanları konuşacak. Ama... Asıl konuşulması gereken; bu sistemin gençlerin üzerinde yarattığı psikolojik tahribat, hukuki güvencesizlik ve gelecek kaygısıdır

​Empati yönü gelişmiş bir birey olarak; buradan haykırıyorum: Türkiye, bu "eleme sistemiyle" sadece öğrencilerini değil, gelecekteki bilim insanlarını, sanatçılarını ve hukukçularını da harcıyor.
Bu sistemin "objektif" olduğunu iddia etmek, insanı rakamlardan ibaret sanmaktır.
Adalet, rakamların arkasındaki insanı görmeyi gerektirir.
Yönetimler, bu sınavı bir "ölüm-kalım" savaşına dönüştürmekten vazgeçmelidir.

​Aksi takdirde, bu ülkenin gençliği sadece sınav salonlarında değil, sistemin yarattığı uçurumlarda da kaybolmaya devam edecektir.

Vakit, bu hukuk dışı sınav düzenini lağvetme vaktidir.

(Sınava giren sevgili gençler; Bugün önüne konulan o optik form, senin zekanı, hayallerini ve geleceğini sınırlayabilecek kadar güçlü değil. Sen, o kağıttaki rakamlardan çok daha fazlasısın. Elinden gelenin en iyisini yap, gerisini akışına bırak. Unutma, sınavlar gelip geçer ama senin özgün değerin kalıcıdır. Başarılar dilerim.) www.yenicizhihaber.com

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazar Yazıları Haberleri