Bu Ülkenin İnsanı Sizin Eğlenceniz Değildir!
Cehaletin elitist hezeyanı
Kimse de bana darılmasın, gücenmesin.
Bazen bu ülkenin sözüm ona "seçkin" kulüplerinde, lüks restoranlarında, holding odalarında ya da ekran arkası muhabbetlerinde dönen lafları birilerinden duyunca; midem bulanıyor.
Kendini toplumun üstünde konumlandırmış, parayı bulunca vizyon bulduğunu, sınıfsal bir üstünlük elde ettiğini sanan bir güruh var. Bu güruhun en büyük entelektüel (!) eğlencesi ne biliyor musunuz? Bu ülkenin insanını, coğrafyasını, kadını ve erkeğiyle koskoca bir halkı kendi sığ zekalarıyla ürettikleri pespaye fıkralara meze yapmak!
Neymiş efendim? Eğleniyorlarmış. Neymiş? Altı üstü bir fıkraymış, nükteymiş, toplumsal bir hicivmiş...
Hadi oradan yahu! Hadi oradan! Sizin o nükte dediğiniz şey, sosyolojide "kültürel hegemonya" ve "ötekileştirme" mekanizmasının en ilkel, en çiğ hâlidir.
Bölgesel Kibrin ve Şovenizmin Mizah Maskesi
Yıllarca bu ülkede "mizah" adı altında ne rezillikler pazarlandı, bir hatırlayın. Sosyolojik açıdan incelediğinizde, bu topraklarda sistematik bir "bölgesel mikro-saldırganlık" kültürü üretildiğini görürsünüz.
Bir bakarsınız, Karadeniz insanını zekadan, mantıktan, analitik düşünceden yoksun, sadece fevri hareket eden fıkra figürlerine indirgerler.
Bir bakarsınız, Kayserili veya İç Anadoluluyu rasyonel ticaret bilinci üzerinden değil, tamamen güvenilmez, kurnaz ve oportünist bir profil olarak çizerler.
Bir bakarsınız Doğu ve Güneydoğu Anadolu coğrafyasına, orada yaşayan insanlara ve özellikle kadınlarına yönelik üretilen o çirkin, tepeden bakan, sömürgeci refleksleri andıran anlatılardır.
Neymiş? "Gelişmemiş, modernleşmemiş, rasyonaliteden uzak, feodalizmin karanlığında kalmış..."
Siz kimsiniz yahu? Bir insanı, bir kadını etnik kimliğiyle, yaşadığı coğrafyayla, şivesiyle ya da giyim kuşamıyla bir tutup, onu lüks salonlarınızda bir kahkaha malzemesi, bir "alt-kültür nesnesi" haline resmiyetle getirme cüretini nereden buluyorsunuz? Bu bir mizah falan değil. Bu, antropolojik(insan bilimi) bir cehalet, sınıfsal bir kibir ve insanlık ayıbıdır! İş dünyasında devasa cirolar yapmak, holding binalarını göğe dikmek, size bu ülkenin onurlu insanlarını "kültürel olarak aşağılama" ehliyeti vermez.
Çifte Dezavantaj
Bakın, bu güncel ve gündem mesele sadece bir coğrafya meselesi de değil. Burada toplumsal cinsiyet teorilerinde "kesişimsellik" denilen çok daha sinsi bir ittifak var: Cinsiyetçilik ve etnik ayrımcılığın ortaklığı.
Bir kadını sadece cinsiyeti üzerinden aşağılamak zaten başlı başına bir ilk çağ arkaik çağ ilkeliğidir. Ama bunun üzerine bir de etnik ve bölgesel etiketler yapıştırıp, o kadını modern dünyanın tamamen dışındaymış, hiçbir entelektüel kapasitesi yokmuş gibi resmeden fıkralar anlatmak, "çifte standartlı bir kültürel faşizmdir."
Kadını erkeğin gerisinde, biat eden, iradesi ve bireysel kimliği olmayan bir figüran gibi gösteren o köhne zihniyet, bu ülkenin toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesine arkadan saplanan bir hançerdir. Biz kadınların hayatın her alanında, yönetim kademelerinde, akademide, sokakta eşit ve özgür olması için çırpınırken; elitist meclislerin fıkra repertuarında kadın kimliğinin nesneleştirilmesi tam bir toplumsal irtifa kaybıdır.
Kanun Yetmez!
Bu Sosyal Hastalığı Toplumsal Barikatla Engelleyeceğiz
Şimdi birileri çıkıp diyecek ki: "İbrahim Bey, hukuk var, kanun var, hakaret varsa davası açılır."
Geçin bunları efendim, geçin! Hukuk elbette var, yasal sınırlar içinde kalmak, kimsenin şahsına somut hakaret etmeden bu köhne zihniyeti eleştirmek bizim kalemimizin namusudur. Ama kanunlar sadece suç oluştuktan sonra devreye girer. Ceza hukuku toplumsal ahlakı tek başına inşa edemez. Bizim asıl ihtiyacımız olan şey, toplumsal bir reddediş, kolektif bir bağışıklık duvarıdır.
Bu aşağılık sosyo-kültürel dili engellemek için şu adımları radikal bir şekilde atacaksınız:
Sosyal Tecrit ve Teşhir
Kamuya mal olmuş bir iş insanı, bir siyasetçi, bir sanatçı fark etmez; ağzından bölgesel veya cinsiyetçi bir aşağılama mı döküldü? "Aman ilişkilerimiz bozulmasın, aman ticari dengelerimiz gitmesin" diye susmayacaksınız. O kişiyi toplum önünde açıkça deşifre edip, o kibrini boğazına dizeceksiniz.
Medya Kalkanının Kırılması
Güçlü figürlerin bu tarz "dil kazalarını" sinsi bir nükte gibi yansıtmaya çalışan, fildişi kulelerinden ahkam kesen o eski tip "beyaz medya" refleksine geçit vermeyeceğiz. Medya, güçlünün kibrini yumuşatma aparatı değildir.
Kolektif Bilinç Duvarı
Eğitim sisteminden kitle iletişim araçlarına kadar, bir insanın doğduğu yerin, konuştuğu dilin, sahip olduğu cinsiyetin bir alay konusu olamayacağını, bunun kırmızı çizgimiz olduğunu herkesin kafasına kazıyacağız.
Saygı Duymakta!
Mecburiyetiniz Var
Bu ülke ne sizin babanızın çiftliğidir ne de lüks salonlarınızda viski kadehleri eşliğinde meze yapabileceğiniz sığ bir fıkra kitabıdır. Doğulusu, Batılısıyla, Kuzeylisi, Güneylisiyle, kadını ve erkeğiyle bu toprakların her bir ferdi eşit derecede saygıya, onurlu bir yaşama ve anayasal vatandaşlık hukukuna layıktır.
Cüzdanınızın kalınlığı ya da oturduğunuz koltukların ihtişamı size kimseyi küçük görme, toplumsal grupları demografik laboratuvar faresi gibi algılama hakkı vermez. İnsan onuruna, toplumsal vicdana ve bu ülkenin sosyolojisine saygı duymayı ya entelektüel bir olgunlukla öğreneceksiniz ya da o kibirli fıkralarınızla beraber tarihin çöplüğünde, toplumun vicdan mahkemesinde yapayalnız kalacaksınız! www.yenicizgihaber.com