Seçilmiş iradeye operasyon, Hukuk Demokrasinin teminatı olmalıdır

.

Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit ve Mezitli Belediye Başkanı Ahmet Serkan Tuncer’in şafak operasyonlarıyla gözaltına alınıp tutuklanması, yargı eliyle siyasete müdahale pratiğinin yeni bir halkası olduğunu düşünüyorum.

Resmî bir çağrı yapıldığında adliyeye gidip ifade vermekten kaçınmayacak, kaçma veya delil karartma şüphesi bulunmayan seçilmiş yerel yöneticilerin sabahın erken saatlerinde kameralar eşliğinde gözaltına alınması ve ardından tutuklama tedbirine başvurulması, bu süreçlerin hukuki gerekliliklerden değil, siyasi saiklerle yürütüldüğünü göstermektedir. Bu tür orantısız ve olumsuz algı yaratmaya dönük yöntemler; masumiyet karinesini, hukuki güvenlik ilkesini ve özel hayatın gizliliğini göz göre göre ayaklar altına almaktadır.

Daha önce DEM Partili belediyelere yönelik kayyum uygulamaları, belediye başkanlarının ve meclis üyelerine dönük gözaltılar üzerinden yapılan siyasi operasyonlarda da ifade ettiğim gibi; bu uygulamalar halkın seçme ve seçilme hakkına darbedir, haksızlıktır, hukuksuzluktur ve açık bir irade gaspıdır. Hukuk, iktidarların muhalefeti dizayn etme aygıtı değil; yurttaşın iradesini güvence altına alma mekanizması olmak zorundadır.

Toplum her şeyin farkındadır. Kamuoyunun gözü önünde cereyan eden bu süreçte halk; bir yanda milyarlarca dolarlık kamu zararını, ayyuka çıkan yolsuzluk iddialarını ve adeta çağın vurgunu sayılabilecek usulsüzlükleri izlerken, diğer yanda bu iddiaların odağındaki sorumlu siyasetçi ve bürokratlar hakkında yaprak dahi kımıldatılmadığını hayretle gözlemlemektedir.

Adaletin tecelli etmesi için yargının tarafsız ve bağımsız işlemesi gerekirken, terazinin tek kefesinin çalıştırılması kamu vicdanını derinden yaralamaktadır.

Diğer taraftan, Mersin Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Olcay Tok’un soruşturma kapsamında itirafçılığı seçerek serbest kalması da dikkat çekicidir. Sivil toplum kuruluşlarının, demokratik kitle örgütlerinin ve hak savunucularının daha ilk günden itibaren bu tür bürokratik figürlere ve kurumsal işleyişe dair getirdiği eleştirilerin ne kadar haklı olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Kurumsal çürümeye göz yuman ya da parçası olan yapıların son tahlilde kendi sorumluluklarını örtmek için sığındıkları bu yollar, kamusal denetimin ve sivil toplumun sesine kulak vermenin hayati önemini göstermektedir.

Açıkça söylemek gerekir ki; istisnalar hariç tutulursa, Türkiye’de belediyecilik sistemi uzun yıllardır ne yazık ki ciddi bir şeffaflık krizinin ve yolsuzluk sarmalının pençesindedir. Geçmişten bugüne iktidar belediyelerinde yaşanan ve kamuoyuna yansıyan devasa usulsüzlükler ortadayken, bunları görmezden gelip denetim ve yargı mekanizmalarını yalnızca muhalefet belediyeleri üzerinde bir baskı aracı olarak kullanmak, en basit ifadeyle çifte standart ve ayrımcılıktır.

Belediyelere yönelik operasyonların ve idari yaptırımların yıllardır sistematik olarak DEM Partili belediyelerde, son dönemde ise CHP ve (İYİ) Yeni Partili belediyelerde yoğunlaşması tesadüf değildir. Ancak unutulmamalıdır ki adalet ilkesi bir gün herkese lazım olur. Toplumun bu seçici adalet anlayışını, çifte standardı ve halk iradesine dönük müdahaleleri not ettiğini düşünüyor ve umuyorum. Tıpkı, vicdan sahibi her yurttaş gibi...www.yenicizgihaber.com

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazar Yazıları Haberleri