Savaş, haritalarda uzak bir çizgi gibi görünür; ama gölgesi mutfağımıza düşer, cebimize iner, oradaki yaşanmışlığın çekilmez dramı yüreğimize, günlük hayatımızı sessizce şekillendirir. Enerjiye bağımlı bir ülke olarak, petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki dalgalanmalar, üretimden soframıza kadar her şeyi etkiler.
Eşel-mobil sistemi kısa süreli bir nefes sağlar; ama nefes, bir süre sonra tükenir. ÖTV’den karşılanan destek bir noktada sona erer, kalan yük KDV’den gelir. Artan maliyet, doğrudan toplumun omuzlarına düşer. Küçük bir erteleme sağlansa da, dar gelirli aileler için yük artar, günlük yaşam daha zorlaşır.
Savaş uzadıkça gıda fiyatları da yükselir. Ekmeğimiz, sebzemiz, meyvemiz daha pahalı hâle gelir. Pazardaki sebzenin fiyatındaki bir yükseliş, bir çocuğun gözlerindeki soru işareti kadar sessiz ama ağırdır. Evdeki kaygı, sofradaki sessizlik ve pazardaki endişe, ekonomik kırılganlığımızın görünmeyen ama derin izleridir.
Dar gelirli ve emekçi kesimi korumanın yolu açıktır: aylık TÜFE artışlarını maaşlara düzenli yansıtmak, alım gücünü korumanın ve yaşam standartlarını savunmanın en doğrudan yoludur. Böylece artan maliyetler, toplumsal dayanışma içinde dengelenebilir.
Bu tablo bize hatırlatıyor: Enerji arz güvenliğimizi güçlendirmek, alternatif tedarik kaynaklarını çoğaltmak ve ekonomik şoklara karşı dayanıklılığı artırmak artık bir zorunluluktur. Aksi hâlde kısa vadeli dalgalanmalar ve uzun vadeli kırılganlık, üretimden tüketime, hayattan umuda kadar hayatımızı gölgeleyecektir.
Ve unutmayalım: Ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değildir. O, umutlarımızın sessiz gücü, günlük direncimiz ve geleceğe uzanan ellerimizin toplamıdır. Onu korumak, hepimizin sorumluluğudur. www.yenicizgihaber.com