Yeni dünyanın toplama kampı

.

Çöken aile, kansere dönüşen anksiyete!

İBRAHİM YILDIZ

​Her gün ekranlarda, plazalarda, o steril akademik kürsülerde koca bir entelektüel ordu bize masal anlatıyor. Ne diyorlar? "Teknoloji çağındayız, konfor zirvede, bilgi parmaklarımızın ucunda, dünya küçüldü, birey özgürleşti..."

​Bırakın bu steril lafları, bırakın bu cilalı modernite masallarını! Ben sokağa bakıyorum, insana bakıyorum, ülkenin genetiğine bakıyorum ve açıkça soruyorum: Madem her şey bu kadar kusursuz, madem konforun zirvesindeyiz; neden toplumun her kesimi görünmez bir giyotinin altında nefes almaya çalışıyor?

Neden kitleler sosyolojik bir cinnetin eşiğinde? Neden kadını, erkeği, genci, yaşlısı, zengini, fakiri barut fıçısı gibi?

​Lafı dolandırmadan, tüm çıplaklığıyla ortaya koyalım

Modern dünya bize sahte bir özgürlük sattı ama karşılığında insanlığımızı, aklımızı ve en güvenli sığınaklarımızı elimizden aldı. Bugün insanlık tarihinin en organize, en sinsi ve en vahşi kuşatmasıyla karşı karşıyayız.

Küresel sistem, insanı "insansızlaştırmak" için iki büyük kitle imha silahını aynı anda sahaya sürdü. Önce toplumsal sınırları ve aileyi çökerteceksin, sonra yapayalnız bıraktığın o bireyi kitlesel bir anksiyete salgınıyla teslim alacaksın. Bu iki olgu, birbirini besleyen ve toplumun şah damarına yapışmış birer urdur!

Yıkılan son kaleler "Özgürlük" vaadiyle gelen çıplak kölelik

​Akademik literatürde "akışkan modernite" deyip sosyolojik bir kibarlıkla ambalajladıkları o süslü kavram var ya... Aslında o kavram, insanı ayakta tutan ne kadar kale varsa hepsinin yerle bir edilmesinin adıdır. Yüzyıllardır bu toprakların insanını, mahallenin mazlumunu koruyan mahalle kültürü, ortak ahlaki değerler, ahde vefa ve en önemlisi o asil "racon" —yani toplumun yazılmamış onur kodları— "bireysel özgürlük" masalıyla imha edildi.

​Sistem çok kurnaz. Biliyor ki köklü, koruyucu ve dayanışmacı bir yapıyı çözmeden insanı tamamen köleleştiremezsiniz. Bu yüzden birincil hedef, insanlığın son kalesi olan aile yapısı oldu. Bugün popüler kültür, dijital platformlar, O bencil, hazcı felsefe doğrudan aile bağlarına dinamit koyuyor. "Bağ kurma, sorumluluk alma, sadece anı yaşa, tüket" diyen bu modern engizisyon, boşanma oranlarını birer özgürlük başarısı gibi kutsarken, kuşaklar arası saygı köprülerini havaya uçuruyor. Evli olanı evliliğinden pişman edip "Ben niye bu yükü çekiyorum?" girdabına sokarken, bekar olanı ise bir yuva kurma fikrinden, o güvenli limandan tamamen soğutuyor.

​Peki, aile bağları kopunca ne oldu? İnsan özgürleşti mi? Hadi canım siz de! İnsan, küresel kapitalizmin vahşi pazarında yapayalnız, çırılçıplak ve savunmasız birer tüketim nesnesine dönüştü. Ailesini, köklerini kaybeden insan, rüzgarda savrulan bir yapraktır. Ve savrulan yaprağı yönetmek, manipüle etmek küresel çeteler için çocuk oyuncağıdır.

​Spontane gelişen kitlesel anksiyete pandemisi

​İşte şoke edici gerçek tam bu kırılma noktasında başlıyor. Köksüzleştirilen, ailesiz bırakılan ve yalnızlığın karanlık odasına hapsedilen modern insan, sistemin ikinci büyük hamlesiyle yüzleşti: Gelişen Anksiyete Pandemisi.

​Eskiden anksiyete (kaygı bozukluğu), psikiyatri kliniklerinde bireysel ve istisnai bir vaka olarak görülürdü. Bugün ise çalışanından işsizine, holding sahibinden, ay sonunu getiremeyen fakirine kadar herkesin soluduğu havaya karışmış kitlesel bir felç durumudur. Sistem bizi öyle bir illüzyonun, öyle bir rekabet girdabının içine soktu ki; durmak suç, yetinmek vizyonsuzluk, dinlenmek ise tembellik sayılıyor.

​Sosyal medyanın o sahte, parıltılı dünyasına açıyorsunuz telefonu; herkes kusursuz, herkes milyarder, herkes çok mutlu, herkes her gün başka bir mekanda lüks içinde…

Bu devasa yalanın karşısında tek başına oturan birey; derin bir yetersizlik, aşağılık kompleksi ve gelecek korkusuyla zehirleniyor. Ruhsal mekanizma bu vahşi, yapay baskıyı kaldıramıyor ve neticede anksiyete, bir toplumun genetiğini bozacak düzeyde toplumsal bir kansere dönüşüyor.

Sarsıcı sonuçlar

Trafikteki cinnetten hastane koridorlarına

​Bu birleşik kuşatmanın sonuçları artık öyle psikoloji dergilerindeki "stres yönetimi" hikayeleri değil. Bunlar toplumsal bir çöküşün, sosyolojik bir cinnetin somut belgeleridir:

● Toplumsal cinnet

Trafikte en ufak bir korna sesinde levyeyle arabadan inip birbirine saldıranlar, sokaktaki akılalmaz vahşet, sosyal medyadaki klavye şövalyelerinin kustuğu o lağım gibi nefret... Bunlar psikolojik birer tesadüf mü sanıyorsunuz? Asla! Arkasında sığınacağı bir aile kucağı kalmamış, geleceği belirsizlik sisine gömülmüş insanın, içindeki o devasa anksiyeteyi dışarıya öfke olarak kusmasıdır bu. Toplumun sinir uçları açıkta, çünkü bu toplumun sigorta kutusu olan aile patlatıldı!

● Bedene vuran ruh acısı

Bugün hastanelerin dahiliye ve nöroloji koridorları mide rahatsızlıklarından, panik ataklardan ve geçmeyen fibromiyalji ağrılarından kırılıyor. Nedir fibromiyalji? Laboratuvarda, röntgende, tahlilde tespiti olmayan, tıp literatürünün "kronik yaygın ağrı sendromu" dediği illet. Modern doktorların ortak teşhisi sarsıcı: "Fiziksel hiçbir şeyiniz yok beyefendi/hamımefendi, tamamen strese ve kaygıya bağlı." Yani neymiş? Ruh ağlayamadığında, beden çığlık atıyor!

​Başarılı köleler ve çalınan gençlik

​Gelin, gözünüzü açın da etrafınıza bakın. Size hayatın tam içinden iki net portre çizeyim:

​Plazaların "Başarılı" Köleleri

​30'lu yaşlarında, büyükşehirlerde, devasa plazalarda havalı İngilizce unvanlarla "başarmış" beyaz yakalılar... Dışarıdan bakınca parıltılı hayatlar, lüks arabalar, şık kıyafetler. Ama içeriden? Her sabah kalbinde bir öküz oturmuş gibi uyanan, cebinde antidepresanlarla gezen, uykuyu unutmuş modern zaman köleleri onlar! Neden biliyor musunuz? Çünkü arkalarında güvenecekleri bir dağ, düştüklerinde kendilerini tutacak samimi bir aile eli yok. Her an işten atılma, her an yok olma korkusuyla, sıfır güvenceyle yaşıyorlar.

Geleceği çalınan gençlik ve çaresiz yaşlılık

Üniversiteyi yeni bitirmiş, pırıl pırıl, zımba gibi gençlerimiz... Önlerinde tam bir zifiri karanlık, tam bir sis bulutu. "Liyakat bulabilecek miyim? Kiramı ödeyebilir miyim? Bu ülkede bir ev bark kurup evlenebilir miyim?" soruları her gece beyinlerini bir kurt gibi kemiriyor. Bu çocuklar anksiyeteden hayal kuramaz hale geldi. Hayal kuramayan bir gençlik, içine kapanır, yabancılaşır ve dijital dünyanın bataklığında yalnızlaşır.

​Öte yanda ise ömrünü bu ülkeye vermiş, ununu elemiş eleğini asmış yaşlılarımız... Onlar da "Evlatlarımın yüzü gülecek mi, yarın başlarına bir iş gelse onlara kol kanat gerebilecek bir gücüm kaldı mı?" kaygısıyla yaşlanıyor. İşte bu lanet anksiyete, bir ülkenin hem dününü hem de en büyük sermayesi olan geleceğini elinden alıyor!

​Tek Reçete: Son kale olan aileyi savunmak

​Açıkça ve altını çizerek söylüyorum. Eğer bu gidişata hep birlikte "dur" demezsek, yakın gelecekte robotlaşmış, ailesiz, kutsalsız, değerlerini yitirmiş ve adeta açık hava akıl hastanesine dönmüş şehirlerde yaşayan yalnız organik robotlardan öteye gidemeyeceğiz. Küresel sistemin istediği tam olarak bu: Tüketen, itiraz etmeyen, hafızasız köleler!

​Bu küresel kuşatmadan, bu toplama kampından çıkışın tek bir yolu var: Akademik kürsülerin, tuzu kuruların o steril ve maval okuyan laflarını bırakıp sokağın ve ruhun gerçeğine döneceğiz. O eski, sarsılmaz onur kodlarını, haksızlığa karşı duran o asil raconu, insan ilişkilerindeki ahde vefayı ve çıkarsız samimiyeti yeniden dirilteceğiz.

​Bir insanın içindeki o yırtıcı anksiyeteyi bitirecek, onu sakinleştirecek en büyük ilaç; düştüğünde arkasında sarsılmaz bir kalenin, yani ailesinin ve onu bağrına basacak toplumunun olduğunu bilmesidir. Zenginlik de fakirlik de, iş sahibi olmak da işsiz kalmak da bu kalenin surları sağlam kaldığı müddetçe aşılır. Sığınacak yuvanız varsa, fırtına sadece dışarıda kalır.

​Kendimize gelmenin, omurgamızı dik tutmanın ve ne pahasına olursa olsun "insan kalma" iradesini kuşanmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Yoksa yarın çok geç olacak, benden söylemesi! www.yenicizgihaber.com

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazar Yazıları Haberleri