Demokrasi, meşruiyet ve CHP'nin tarihsel sorumluluğu

.

Demokrasi yalnızca seçim kazanmak değil, seçilmiş iradeye her koşulda saygı göstermektir.

Siyasi partiler, demokratik hayatın vazgeçilmez kurumlarıdır. Bu nedenle bir siyasi partide

yaşanan gelişmeler yalnızca o partinin üyelerini değil, ülkenin demokratik geleceğini de yakından ilgilendirir. Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi gibi Cumhuriyet'in kuruluşunda öncü rol üstlenmiş, çok partili demokratik yaşama geçişte tarihsel sorumluluk taşımış ve demokratik reformlara öncülük etmiş bir partide yaşanan her gelişme, doğal olarak Türkiye'nin ortak meselesi hâline gelmektedir.

Butlan kararı sonrasında göreve gelen yönetimin attığı adımlar da bu çerçevede değerlendirilmektedir. Hukuki süreçlerin sonunda oluşan yönetimlerin yalnızca kanunun verdiği yetkiye dayanması değil, aynı zamanda demokratik meşruiyeti güçlendirecek bir anlayışla hareket etmesi beklenir. Hukuken mümkün olan her tasarrufun, demokratik açıdan aynı ölçüde doğru kabul edilmesi her zaman mümkün değildir.

Son dönemde kongrelerde delegelerin oylarıyla seçilmiş çok sayıda il ve ilçe başkanının görevden alınması, parti içinde olduğu kadar kamuoyunda da ciddi soru işaretleri doğurmuştur. Kurultay öncesinde seçilmiş teşkilat yöneticilerinin görevden uzaklaştırılması, ister istemez yapılacak kurultayın hangi demokratik atmosferde gerçekleşeceği sorusunu gündeme taşımaktadır. Demokratik sistemlerde yalnızca adil olmak yetmez; adil görünmek de gerekir. Meşruiyet, yalnızca hukuki dayanaklarla değil, toplumun duyduğu güvenle de güç kazanır.

Cumhuriyet Halk Partisi sıradan bir siyasi parti değildir. Kuvâ-yı Milliye ruhunu taşıyan, Cumhuriyet'i kuran, kadınlara seçme ve seçilme hakkını birçok ülkeden önce tanıyan ve demokratikleşme sürecinde önemli sorumluluklar üstlenen tarihsel bir geleneğin temsilcisidir. Böylesine güçlü bir geçmişe sahip bir partinin, bugün de öncelikle kendi tüzüğüne, hukuk devletinin ilkelerine ve parti içi demokrasiye bağlılığıyla örnek olması beklenir.

Seçilmiş il ve ilçe başkanlarını idari kararlarla görevden alarak güçlü bir siyasi parti inşa edilemez. Güç, farklı görüşleri tasfiye etmekten değil; onları demokratik kurallar içinde bir arada tutabilmekten doğar. Bir partinin en büyük sermayesi, teşkilatlarının sandıkta ortaya koyduğu iradeye duyulan saygıdır. Seçilmiş kadroların sürekli görevden alındığı bir ortamda güven zedelenir, aidiyet duygusu zayıflar ve demokratik meşruiyet tartışmaları derinleşir. Güçlü bir parti, atamalarla değil, sandığın iradesine duyduğu güvenle büyür.

Bu tartışmaların sona erdirilmesi için en sağlıklı yol, demokratik meşruiyeti güçlendirecek yeni bir kurultay sürecinin gecikmeden başlatılmasıdır. Ancak bu süreç, yalnızca bir takvim açıklanarak değil; bütün tarafların güven duyacağı şeffaf bir yöntemle yürütülmelidir.

Parti içinde kongrelerde seçilmiş yönetimleri temsil edenler ile butlan kararı sonrasında göreve gelen yönetimin ortak bir uzlaşı zemini oluşturması, partinin geleceği açısından büyük önem taşımaktadır. Mevcut kurultay delegeleri konusunda mutabakat sağlanamıyorsa, her ilde her iki tarafın temsilcilerinden oluşacak seçim heyetleri kurulabilir. Bu heyetlerin gözetiminde mahallelerden başlayarak ilçe ve il delege seçimleri; şeffaf, denetlenebilir ve eşitlik ilkesi içerisinde gerçekleştirilebilir.

Yaklaşık iki-üç ay gibi makul bir süre içerisinde tamamlanabilecek böyle bir süreç, hem parti tabanının iradesini yeniden sandığa yansıtacak hem de seçim sürecinde yaşanabilecek hukuksuzluk iddialarını en aza indirecektir. Böyle bir kurultay, sonucu ne olursa olsun kazananın demokrasi olduğu bir sürece dönüşebilir.

Elbette bu süreci samimi, iyi niyetli ve demokratik bir yaklaşımla aşmak mümkündür.

Bunun için herkesin kişisel hesaplarını ve kısa vadeli siyasi kazanımlarını bir kenara bırakarak, Cumhuriyet Halk Partisi'nin tarihsel birikimini ve Türkiye'nin demokratik geleceğini öncelemesi gerekir. Karşılıklı güveni yeniden tesis edecek şeffaf bir kurultay süreci, yalnızca parti içindeki kırgınlıkları gidermeyecek; topluma da demokrasinin uzlaşmayla güçlenebileceğini gösterecektir.

Cumhuriyet Halk Partisi, tarihsel birikimine yakışır şekilde bu krizi demokrasiyle aşabilirse yalnızca kendi iç barışını yeniden tesis etmekle kalmayacak, Türkiye'nin demokratik siyaset kültürüne de güçlü bir örnek sunacaktır. Çünkü bugün taşınan sorumluluk yalnızca partiye karşı değil, Cumhuriyet'in kurucu değerlerine ve Türkiye'nin demokratik geleceğine karşı duyulan tarihî bir sorumluluktur.

Bugün verilecek kararlar yalnızca bugünün yöneticilerini değil, yarının siyaset anlayışını da şekillendirecektir. Demokrasi, en çok da zor zamanlarda demokratik ilkelere bağlı kalabilenlerin omuzlarında yükselir. Tarih ise krizleri derinleştirenleri değil; ortak aklı, uzlaşmayı ve demokratik olgunluğu hâkim kılarak çözüme öncülük edenleri hatırlayacaktır. www.yenicizgihaber.com

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yerel Haberleri