Eğitim-İş Gaziantep Şubesi 8 Mart Emekçi Kadınlar Gününü kutladı

Eğitim-İş Gaziantep Şubesi 8 Mart Emekçi Kadınlar Gününü kutladı

Eğitim-İş Gaziantep Şubesi yönetimi her yıl olduğu gibi bu yılda 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününde verdiği kahvaltıda üyeleri ile bir araya geldi. Kadınların yaşadıkları sorunlara dikkat çekilen etkinlikte kadına şiddet ve baskının sadece ülkemizde değil Dünyada da en yaygın, ancak en az cezalandırılan olay olduğuna vurgu yapıldı.Bir restaurantta verilen sabah kahvaltısında buluşan Eğitim-İş üyesi çalışanlara günün anlamına yönelik konuşmayı ise sendika adına Basın Yayın Sekreteri Evrim Kocalar yaptı.Kocalar, sembolik kadınlar günü kutlamalarını artık yapmak istemediklerini belirterek “Mücadele etmeden, evde oturarak, ben bilmem ben anlamam diyerek  durdukça da sorunlarımızın çözümünü birilerinin altın tepside sunmasını beklememeliyiz. O nedenle kadın istismarına dur demek için mücadeleye inanın ve ayağa kalkın kadınlar! Dünyanın yarısı bizsek mücadelenin yarısında da biz olmayız!” dedi. Evrim Kocalar konuşmasına şöyle devam etti;“Dünya Emekçi Kadınlar Günü 1908 yılından beri kutlanıyor; ancak kadınlar aradan geçen yüzyıllık bir zamana rağmen sorunlarına hala çözüm bulabilmiş değiller. Sorunlar biçim değiştiriyor, çeşitleniyor hatta artarak devam ediyor ve 8 Martlar kadınlar için ‘toplu ağlama seansları’ olmaktan öteye gidemiyor. Kadınlar aşılamaz sorunları olduğuna, ezildiklerine, ikinci sınıf vatandaş olduklarına öylesine inanmış durumdalar ki, bunun aksini düşünmek koca bir yalanmış gibi geliyor. Kadınlar eziliyor demek kolay,peki ya sorunlarla yüzleşmek? Kadınlar, sorunlarıyla yüzleşmek ve yaşamlarındaki sorumluluğu yüklenmek yerine kendi kendilerinin ezildiğine inanmaları daha kolay geliyor. İnsanın kendi beynini programlayabileceğinin kabul edildiği bir dönemde, her iki cümlesinden birisi “kadın olmanın zorluğu”, “sindirilmişligimiz ve daha doğarken ölümlüğümüzle ilgiliyse başkaları kadınlar için ne yapabilir ki? Annelerimizden devraldığımız ve farkında olmadan kızlarımıza miras bıraktığımız öğrenilmiş çaresizliklerimizdi bunlar! Varlığımızın kıymetinin ancak başkalarının varlığıyla kıymetleneceği yanılgımız ise en büyük hatamız. Kadının anne ya da eş olmadan da tek başına bir birey olduğunu ve değerli olduğunu, mutluluğunun sadece başkalarının ihtiyaçlarını karşıladığında değil kendi için bir şeyler yaptığında da gerçekleşmesi gerektiğini anladığımız gün belki her şey çok farklı olacaktır. Yani kadının gelişimi, bağımsızlığı özgürlüğü kendisinden gelmelidir. İlk olarak kendisini bir obje değil, bir kişilik olarak ortaya koymalıdır. Daha sonra da  hayatını basit fakat zengin ve derin kılarak kendi bedeni üzerinden başkalarının iddia ettiği tüm haklara karşı çıkmalıdır .Bu da hayatın tüm karmaşıklığını ve özünü anlamaya çalışarak, yani kendini toplumun fikirlerinden ve yargılarından özgürleştirerek olur. Şiddete, baskıya, sömürüye, istismara karşı çıkmakla olur.Kadına şiddet ve baskı sadece ülkemizde değil Dünyada da en yaygın, ancak en az cezalandırılan durumdur.”Mücadele etmeden, evde oturarak, ben bilmem ben anlamam diyerek durdukça da sorunlara çözüm altın tepside sunulmasın beklemek gerektiğini kaydeden Kocalar, “Beklememeliyiz nedenle kadın istismarına dur demek için mücadeleye inanın ve ayağa kalkın kadınlar! Dünyanın yarısı bizsek mücadelenin yarısında da biz olmayız! Emekçi Kadınlar Günümüz Kutlu Olsun!2 diye konutu. 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yerel Haberleri