Kılıçdaroğlu’nun “Adalet” yürüyüşü nasıl algılanıyor?

Kılıçdaroğlu’nun “Adalet” yürüyüşü nasıl algılanıyor?

PROF.DR. HALUK SAVAŞYENİ ÇİZGİKemal Kılıçdaroğlu, Enis Berberoğlu’nun tutuklanıp 25 yıl hapis cezasına çarptırılması ve hapse girmesinden sonra Ankara’dan İstanbul’a bir "adalet" yürüyüşü başlattı. Yürüyüş halen sürüyor. Kamuoyunda nasıl bir etki yaptığı zaman içerisinde daha çok tartışılacak ve oluşan tepkiye göre yeni anlamlar kazanabilecek…Yürüyüşün mevcut anlamının ne olduğu üzerine hem sosyal medya hesaplarımdan sorduğum sorular (twitter: yaklaşık 116.915 takipçi ve facebook: 2876 takipçi), hem yakın çevremde yaptığım "odak grup" çalışması (yani kişilere bizzat sorarak temin ettiğim tartışmaya dayalı bilgi toplama metodu) ile bir dizi kısıtlı veri toplamış bulunuyorum. Bununla birlikte henüz bu yürüyüş hakkında kamuoyunda ne kadar destek olduğu ve kamuoyunun bu yürüyüş hakkında ne düşündüğü ve hissettiği hakkında yeterli veri henüz ortaya çıkmadı.  Bu nedenle yaptığım çalışmaların sonuçlarını paylaşmanın yararlı olacağını düşündüğümden bu yazıyı kaleme aldım…Buna göre yaptığım twitter anketine katılan 3034 kişinin %33’ü “olumlu katılmak isterim”, 20%’si “olumlu katılamayacağım”, 36%’sı “yetmez ama evet” 11%’i “olumsuz düşünüyorum” demiştir… Bu anket yürüyüşün henüz başladığı gün yapılmıştır. Aynı anketi bu kez 18 Haziran 2017 tarihinde (4 gün sonra) tekrar ettiğimizde ise “olumlu katılmak isterim” diyenlerin oranı 5 puan daha artarak 38%’e ulaşmıştır.  “Olumlu, katılamayacağım” diyenlerin oranı 23%’e ulaşmıştır.  “yetmez ama evet” diyenlerin oranı ise 36%’dan 31%’e düşmüştür. Yine “olumsuz düşünüyorum” diyenlerin oranı da 8%’e inmiştir. Bu veriler kısıtlı bir örneklem alanında Sayın Kılıçdaroğlu’nun yaptığı yürüyüşün olumlu olarak algılandığı, belli tereddütlerin olduğu ancak zamanla bu tereddüdün azaldığı yönünde bir izlenim oluşturmaktadır. Bu tabii benim twitterdaki izleyici grubumun içinden ankete katılan bir grubun yaklaşım biçimi. Tüm Türkiye’ye genellenemez. Twitter sayfalarımda daha önce yaptığım bir anketin neticesine göre de (katılım toplam 600 kişi civarı) takipçilerimin yaklaşık 77%’si kendisi siyasi yelpazenin solunda, 23% ise sağında gören kişilerden oluşuyor. Burada sunacağım sonuçları esasen böyle bir “sol zemin”in fikri olarak okumakta fayda var…Özellikle facebook sayfalarında sorduğumda insanlar bu yürüyüşün "çok gecikmiş bir eylem" olduğunu ifade ediyorlar. Burada özellikle şunu ifade etmek istedim. Genel olarak Türkiye’de siyasetçiye, siyaset kurumuna zaman içerisinde ciddi bir güven erozyonu ortaya çıktığını anlıyoruz. Bu hususen Türkiye’de belli partilere odaklanıyor olsa bile toplamda siyasete olan güvenin çok düştüğünü daha önceki birçok kaynakta da yer aldığı üzere anlamamız mümkün.Şimdi CHP siyaset kurumu adına şu anda yürüyüşe halkın desteğini talep ediyor bu sayede halkla daha sahici bir ilişki kurma eğiliminde; belki de öyle olacak. Bununla birlikte siyasilere yeterince inanılmıyor. Siyasetin ve hatta CHP’nin bile zaman zaman toplumun esas sorunları yerine yan problemlere odaklanarak yine bu siyaset kurumuna duyulan güveni erozyona uğrattığı üzerinde duruluyor. Bunun somut karşılıkları nedir? AKP’ye karşı olan muhalefette bizzat CHP’nin ve Kılıçdaroğlu’nun beden diline yansıyan bir sorundan söz ediliyor. Yani sertçe muhalefet ediliyormuş gibi gözükürken bir çok CHP milletvekilinin mecliste AKP milletvekilleriyle ve AKP üyesi Başbakan vs. ile çok samimi görüntüleri, ortak çay içmeleri sırasındaki ileri derecede rahat tutumları, sonra Sayın Kılıçdaroğlu’nun Anayasa Mahkemesi’nin 55. Kuruluş yıldönümü sırasında Başbakan’a sergilediği rahat, esprili tutum bu kadar sert zamanlardan sonra gereksiz bir yumuşaklık ve “muhalefet göstermemek” olarak algılanıyor; buna tepki büyüyor. Ayrıca birkaç kritik nokta var. Bu tepkinin, bu yürüyüşün, bu muhalefet hareketinin, hatta daha sert bir muhalefet hareketinin çok daha öncesinde başlaması gerektiği söyleniyor;Bunun için 17-25 Aralık’tan söz eden insanlar olduğu gibi,Türkiye’de gazetecilerin bunca süredir tek tek içeri alındığını ve ciddi bir baskıya maruz kaldığını dolayısıyla gazeteciler için bu hareketin çoktan başlatılmış olması gerektiği ifade ediliyor.Diğer bir husus da HDP’lilerin hapse atılması ve bununla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde CHP’nin daha öncesinde dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda gösterdiği tutum ciddi eleştirilere maruz kalıyor.Diğer önemli mesele 16 Nisan 2016’daki referandumda yasaya aykırı bir biçimde mühürsüz oyların geçerli sayılmasıdır…Ben de bu eleştirilerden bir kısmına katılıyorum.Peki neden CHP’nin hareketi gecikmiş olabilir? Bir taraftan geç algısı oluşuyor ama diğer taraftan da buna şöyle yaklaşanlar da var; toplumda belli bir sıkışma ortaya çıkmadığı müddetçe yani gerçek anlamda daha sert bir muhalefet anlayışına ihtiyaç doğmadığı müddetçe CHP’nin de öne düşmesi bu anlamda ciddi sonuçlar doğuramayabilirdi. Şimdi adalet açısından ortaya çıkan büyük bir talep var. Her kesimden muhaliflerin bastırılması süreci ve adalete duyulan güvenin ciddi anlamda zedelenmesi toplumda büyük bir sıkışma meydana getirmiştir. Kılıçdaroğlu’nun ve CHP’nin bu anlamda yürüyüşe "adalet" başlığını koyarak ve sadece Türk bayrağı ve adalet arayışını simgeleyen "adalet" yazılı pankartlarla yürüyüşleri bu anlamda takdir görüyor. Yani CHP adına değil tıpkı referandumda olduğu gibi toplumsal bir siyaset adına, tüm halkın sesi adına geniş bir talep olarak, temel bir ihtiyaç olarak adaletin bayraklaştırılması CHP’nin takdir toplamasına neden oluyor. Diğer taraftan bu toplumdaki sıkışmanın yanında çok daha önceden akademisyenlerin, politikacıların, basın mensuplarının, yargıçların ki bunlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) en son davaları incelerken öncelik vereceğini açıkladığı meslek gruplarıdır; ifade hürriyetleri konusunda çok daha hassas olunması gerektiği ve demokrasinin bu grupların ifade hürriyeti ile ancak hayat bulacağı, öncelikle bu grupların ifadesinin hür kalması gerektiği ve bunların üzerinde hassasiyetle durulması gerektiği, muhalefetin ifade hürriyetine en genel anlamda ve özellikle de bu meslek gruplarının ifade hürriyetini muhafaza etmek açısından çok daha önemli olduğu söylenmekteydi. CHP bu alanlarda ortaya çıkan bariz eylemler ile cevap vermeliydi. Sadece sözel düzeyde yürütülen siyaset bir tür acz ve zayıflık olarak algılandı…Şimdi şöyle bir eleştiri de geliyor CHP’ye. Bir biçimde bir taş da diyebiliriz buna. Şu ana kadar CHP’nin gecikmesi belki de CHP’nin kendisini yeterince tehdit altında hissetmemesi ile ilgiliydi. Şimdi bizzat milletvekillerinin ve genel başkan yardımcılığı yapan Sayın Enis Berberoğlu’nun hapse atılması, üstelik bir gazetecilik üzerine, orada bir haber kaynağı olduğu iddia ediliyor. Bunun üzerine hapse atılması hem basın hürriyeti açısından belki eleştirilebilecek bir husus ama gelen eleştirilerin önemli bir kısmı CHP’nin bizzat bu tutuklama dalgasında kendi üzerine gelinmesinden sonra ancak harekete geçtiği yönünde.Burada CHP’nin gerçekten sahici bir siyaset izlemesi gerekiyor ve bu eleştirileri de göğüslemesi ve belki de açık bir biçimde özeleştirisini yapması gerekiyor. Bu incelenmeye değer bir konu. Gerçekten CHP’den daha fazla milletvekilinin tutuklanabileceği konusu çeşitli sosyal medya organlarında dile getiriliyor. Acaba gerçekten CHP biraz da kendini korumak, belki kendi yönetici kadrosunu korumak açısından mı böyle bir eyleme girişti? Bunlar da diğer tartışma konuları olabilecek şeyler. Toplum bu konuda da hassasiyet gösteriyor. Yani burada bir samimiyet krizi olabileceğinden bahsetmek istiyorum. Diğer yandan halkın yürüyüş ile ilgili şöyle bir yaklaşımı var. “Acaba polislerin tepkisi bu yürüyüşe nasıl olacak? Yani yürüyüşe katılanlar biber gazı yiyecek mi?”Tüm bunların ötesinde CHP’li yetkililer yine bu siyasetteki samimiyet ile ilgili endişeler çerçevesinde “bayrak ve adalet kelimesi ile yürüyorlar, çok doğal olarak CHP dışındaki unsurların da bu yürüyüşe katılması beklenebilir. Yarın, öbür gün yürüyüşe katılabilecek kendi dışındaki gruplara da mesela Kürt hareketi veya daha muhafazakar ve hali hazırda hapishanelere düşen gruplardan gelebilecek destekler karşısında CHP’nin ne kadar samimiyetle yürüyüşe sahip çıkabileceği müzakere ediliyor, tartışılıyor...Orada bir anda CHP’nin, “hayır bizim bu gruplarla bir ilişkimiz yok, yürüyüşe kimin katılacağını da bilemedik” şeklinde bir korku ve endişe ile davranması ihtimali de tereddüt oluşturuyor. Diğer yandan yine hükümet CHP’nin bizzat Adalet Bakanı Sayın Bekir Bozdağ’ın ve Anayasa profesörü Prof. Dr. Burhan Kuzu’nun attığı tweetlerde ve Bozdağ’ın basına yansıyan demeçlerinde yavaş yavaş Sayın Kılıçdaroğlu’nu “mahkemeyi etkilemeye çalışmakla suçladıklarını” (belki de tehdit) görüyoruz. Bu da yürüyüşe karşı bir tehdit anlamına gelebilir. Buna karşı CHP’nin ne kadar sıkı durabileceği ve bu demokratik eylemi sürdürme konusunda ne kadar kararlılık göstereceği de önem taşıyor.Bu eylem tüm dünyada dikkat çekiyor. Yabancı basın ajansları ön sıralarda önemle verdiler bu haberi ve şu anda dünya Türkiye’deki bu demokratik eylemi dikkatle izliyor. Türkiye’nin belki siyasal geleceği hakkında buradan bazı okumalarda bulunuyor. Başka bir eleştiri de şu; “Yürüyüş etkili bir muhalefet yolu mu?” şeklinde soruluyor. Benim kişisel kanaatim tabii ki çok önemli bir muhalefet olduğudur. Bununla birlikte bu tereddütleri dile getiren insanlar özellikle yürüyüşte ortaya çıkan muhalefet kavrayışının kararlılıkla devam ettirilmesi gerektiğinin altını çiziyorlar. Yani şu saate kadar ana muhalefet partisinin geciktiği yönündeki eleştiri ve düşünüş biçimi hali hazırda kendisine yönelen güvensizliğin de nedeni olarak görülüyor. Dolayısıyla CHP’nin gerçekten bu elindeki çok önemli muhalefet etme ve halkın sesi olma imkanını güçlü bir biçimde değerlendirme ve toplumla tam bir kaynaşmaya girerek tıpkı daha önceki büyük toplumsal hareketlerde olduğu gibi mesela ağaca, yeşile sahip çıkmada olduğu gibi burada da çok temel bir insani değere, adalete yani hem Hz. Ömer’e hem de Mustafa Kemal Atatürk’e atfedilen sözle, devletin temeli olan ‘Adalet mülkün temelidir.’ şeklinde ifade edilen adalete sahip çıkması gerçekten çok büyük bir önem taşıyor. Bunun büyük bir samimiyetle savunulması, sebatla sürdürülmesi, devletin ancak adaletle mümkün olduğu kavrayışının günlük hayata aktarılması gerekiyor. CHP’nin bu anlamda göstereceği yüksek gayret, halk nezdinde de gerçek bir siyasi muhalefet olarak algılanması ve daha fazla genişlemesine imkan sağlayacaktır. Umarım Türkiye bu yürüyüş eylemini demokratik şartlarda gerçekleştirir, devletimiz de olgunlukla olaya yaklaşır ve sükunetle, suhuletle daha olgun bir demokratik evreye bu sayede geçmemiz mümkün olabilir. Görüşmek üzere herkese iyi bayramlar…PROF.DR. HALUK SAVAŞPsikiyatrist Ve PsikoterapistTürkiye Psikiyatri Derneği Gaziantep Şube BaşkanıYENİ ÇİZGİ

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yerel Haberleri