“Mahkûmu piknik tüpü ile yaktılar”

“Mahkûmu piknik tüpü ile yaktılar”
12 Eylül mağduru ozan Ümit Can İlhan gazetemize 12 Eylül faşizmini anlattı, bugünkü HDP projesini önemsediğini vurguladı, kadınların HDP ile siyasette eşit temsil hakkı elde edeceğine dikkat çekti.Röportaj; BEKİR ŞAHİNGaziantep’te çiftçiliğin yanı sıra müzik yaparak geçimini kazanan Ümit Can İlhan (56), 12 Eylül mağdurlarından. Lise son sınıfta okurken, rejimi silah zoru ile değiştirmek suçundan 7 yıl hapis yatan İlhan, “Biz demokratik olmayan çarpık ve bozuk düzene, hak ve özgürlükleri gasp eden, yok eden, bu sisteme karşı direndik. Aradan 30 yıl geçti halen bu düzen doğru diyen var mı? Fakat halen bu bozuk düzeni düzelteceğiz diye mücadele edenler var” diye konuştu. Yeni Çizgi Gazetesi’nin konuğu olan halk ozanı Ümit Can İlhan, Bekir ŞAHİN’in sorularını yanıtladı. Türkiye’de haksızlığın, hukuksuzluğun, ötekileştirmenin giderek yaygınlaştığı, karanlık ve kör bir süreç yaşandığını ileri süren Ümit Can İlhan, iktidar partisine oy verenlerin bile tüm bunlardan şikâyetçi olduklarını söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ezelden beri özlediği, devleti yönetme şeklinin Sudi Arabistan benzeri bir Krallık sistemi olduğunu belirtirken, onun için başkanlık sisteminde ısrar ettiklerini ileri sürdü. Siyasete nasıl ve nerde başladınız?Lise çağındayken, yaşanılan haksızlıklara ve hukuksuzluklara, ezen sisteme karşı ezilen halklar olarak aynı düşüncedeki arkadaşlarım ile birlikte mücadele ettim ve kendimi siyasetin içinde buldum. Lise son sınıftaydım, Kenan Evren ve onun işbirlikçileri 12 Eylül faşist darbeyi yaptı. Darbeciler, anayasal düzeni zorla değiştirmek suçundan bizi genç yaşta hapse attı. Okul hayatım da böylece bitti. Daha genç yaşımızda işkencelerden geçirildik. Birçok arkadaşımızı işkencede kaybettik, birçoklarına insanlık dışı işkenceler yapıldı. Halen o acılar gözlerimin önünde gelip geçiyor. Arkadaşlarımız öldürüldü. Korku ve baskı vermek için bize ve arkadaşlarımıza işkence yapıldı, bazıları öldürüldü. Amaç, işçi ve emekçi sınıfının sesini kısmak, devrimci muhalefeti susturmak ve yok etmekti.  Zaten 12 Eylüle kadar da kamuoyunu yanıltmak için bu ülkede yüzlerce katliam yapıldı.12 Eylül öncesi ve sonrası katliamlar ülkeye ne kazandırdı?Ülkesini ve halkını seven devrimci demokrat yurtsever insanlar hep işkencelere maruz kaldı, öldürüldü, katledildi. Örneğin 1977’de 7 genç kurşuna dizildi öldürüldü. Bunların failleri belliydi fakat hesap sorulmadı. Üniversitelerde nice gençler katledildi. Sivas'ta, Kahramanmaraş’ta, Çorum’da yapılan katliamlar karanlıkta kaldı, aydınlatılıp sorumlular cezalandırılmadı. Fakat aynı zihniyet hala bu ülkede devleti yönetmektedir. Onun içinde bugüne kadar hiç kimseden hesap sorulamamıştır. Göz boyamak için kimi siyasiler, her alanda ülkemiz insanlarının gözlerinin içine baka, baka yalan söylemeye oyalamaya, aldatmaya devam etmekte. Eğer samimi olsalardı 1977 katliamlarının faillerini ortaya çıkarırlardı. Samimi olsalardı Maraş’ta halkı boğazlayan gerçek katilleri ortaya çıkarırlardı. Malatya eski belediye başkanı Hamit Fendoğlu'nun evine bomba gönderip kendisini ve gelinini öldürenler ortaya çıkarılırdı. Ama bunların hiçbiri aydınlatılmadı, hatta bu olaylarda aktif rol alanlar, bazı sağa partilerde milletvekili yapıldı. 12 Eylül darbesini meşrulaştırmak adına işlenen 5 bin cinayetin sır perdesi halen aralanamadı. Bunu yapmayan zihniyet kalkıp biz 12 Eylülü yargılıyoruz demesi inandırıcı olabilir mi. 95 yaşındaki Tahsin Şahinkaya ve Kenan Evreni yargılıyor muş gibi göstermek samimiyetten uzak, kamuoyunu yanıltmaktan başka bir şey değildir.Genç yaşta idam edilen Veysel Güney’i tanıyor muydunuz?Veysel Güney 23 yaşında haksız yere idam edilen yurtsever bir insanındı. Hala mezar yeri bile belli değil, ailesinin yoldaşlarının gidip anacakları bir yeri bile yoktur. Faşizm bu kadar acımasız, bu insan kendine ve ailesine bir şey istemedi, halkının bağımsızlığı ve özgürlüğü uğruna, kapitalizme karşı mücadele verdi ve idam edildi. Ben inanıyorum ki, Veysel Güney’in dosyası yeniden açılsa Güney’in haksız yere idam edildiği gerçeği ortaya çıkacaktır.Veysel’in size anlattığı önemli konular oldu mu?Cezaevindeyken, Veysel benimle birçok konuyu paylaştı. Bunlardan biri üzerine atılan suçtu. Üsteğmen Şahin Akkaya’yı vuranın kendisi olmadığını söyledi. Üsteğmeni vuranlar kontrgerillaydı. Veysel dürüst, davasına sadık, halkını seven biriydi.Cezaevinde nelere tanık oldunuz?Cezaevlerinde işkencelere tanık oldum.  Araban ilçesinde getirilen Çimen ailesinden iki kardeş siyasi suçtan cezaevinde gözaltındaydı. Bunlardan birini sorgudaki resmi polis silahla kafasına vurarak öldürdü. Sonrada bu insanı, görevliye hakaret ve silahını zorla almakla suçladılar. Nizip'te siyasi suçtan gözaltında olan sabun işçisi Sait Şimşek, ayaklarından tavana astılar, kafasının altına piknik tüpü koyup yakarak öldürdüler. Bunun içinde kaçarken merdivende düşüp öldü diye rapor tuttular. 12 Eylül sırasında birçok işkenceye tanık oldum. Uykusuz, aç susuz, günlerce falakadan geçirildik, işkencelerin her türlüsünü yaşadık. Benim ayaklarımdan astılar, falakaya yatırdılar. 45 gün gözlerim bağlı Nizip ve Gaziantep'te işkence gördüm, 35 gün jandarmada kaldım. Ondan sonra askeri cezaevinde kaldım. 40-50 kişilik koğuşta 130 kişi kalıyorduk.Yaşadığın ve tanık olduğun olayları kitaplaştırmak istiyor musun?Kitap hazırlığım var. Fakat 12 Eylül döneminde şahsıma ve ülkem insanına yapılan haksızlıkları, ne benim anlatmam, nede yazacağım kitap, nede bir başkasının anlatacakları ifade edilemeyecek kadar büyük. Ülke çapında ilerici demokratik, aydın güçlere karşı koyu bir zulüm, koyu bir kıyım toplumsal bir saldırı ve katliamlar yapılmıştır, ölümler ve işkenceler yaşanmıştır, haksız yere hapis yatılmıştır. Nice akademisyen ve memurlar açığa alınmış, bu yapılan haksızlıkların hiç birisinde bugüne kadar hesap sorulamamıştır. Katliamları yapanların yanına kar kalmıştır. 12 Eylül zihniyeti halen devlet ve siyaset katmanlarında devam etmektedir.  1980 den 1990 a kadar işlenen faili meçhul cinayetler, 12 Eylülden önceki gibi halen aydınlatılmamıştır. Sürülerle katil hala aramız da dolaşıyor. 1990 -2000 yılları arasındaki tüm hükümetler döneminde Sivas katliamı dahil faili meçhuller hala aydınlatılmadı. Mahkemelerde yargılanıyor gibi gözükenler, piyonların en alt sınıfında olanlardır. Gerçek suçlulara hiç kimse bir şey diyememiştir, çünkü o zihniyet halen bu ülkede egemen güçtür.12 Eylül üzerinde 33 yıl geçti, sol halen kendine gelmiş değil niçin?1980 öncesi ortalama 80 gruba bölünen solu anlayamamıştım. 12 Eylül'den günümüze kadar solun yine çok guruplara ayrılmış olmasına da anlam veremedim. Hâlbuki ülkemin en öncelikli sorunu özgürlük, demokrasi, ekonomi ve dışa bağımlılıktır. Bizim bu alanlara yoğunlaşmamız gerekirken, bölünerek parçalanıp güçsüzleşiyoruz. Ayrıca 12 Eylül özellikle sol üzerinde bir silindir gibi geçti ve halen kendine gelmiş değil, ama sol böyle olamaz. Toparlanıp, gücünü birleştirip, asgari müştereklerden bir araya gelerek faşizme karşı, emperyalizme karşı, haksızlığa hukuksuzluğa, anti demokratik tüm düzenlemelere ve uygulamalara karşı direnç göstermek zorundadır.  Sendikalar ve sivil toplum kuruluşları ile demokrasiye, barışa, özgürlüğe inanan bu yolda siyaset yapan, mücadele veren siyasi partiler ülkenin temel sorunları için birlikte hareket etmek zorundadır.  Türkiye'nin özgür ve demokrat olma sorunu vardı. Devrimci demokratım diyen herkesin bu temel ilkede, bir cephede yer alması gerekir. Yüzlerce parti ve grupların olmasına hiç gerek yok. (Devamı gelecek sayıda)

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yerel Haberleri