Basında emek sömürüsü nereye kadar?

BEKİR ŞAHİN

Kamu hizmeti veren basın-medya kuruluşlarına yönelik son yıllarda emek sömürüsü adeta bir linç kampanyasına dönüşmüş durumda. Basının tek gelir kaynağı olan reklam ve tanıtım içerikleri; konser, fuar, etkinlik, açılış, seminer, kampanya ve yüksek ekonomik getirisi olan organizasyonlar dâhil olmak üzere artık büyük ölçüde basın açıklaması adı altında ücretsiz şekilde kamuoyuna servis ediliyor.

Şu anlayışın temelinde ise açık bir gerçek yatıyor: Basında emek sömürüsü.

Basında sömürüyü yalnızca siyaset dünyasında değil; iş dünyasında, sanayide, demokratik kitle örgütlerinde ve sivil toplum kuruluşlarında da görmek mümkün. İşin daha da acı tarafı ise basın örgütlerinin bu tablo karşısında yeterince tepki koyamaması, hatta çoğu zaman olan biteni sessizce izlemekle yetinmesidir.

Peki, kendi üyelerinin haklarını savunmayan, emek sömürüsüne karşı duramayan, meslektaşlarının sorunlarına çözüm üretmeyen basın örgütleri nasıl daha güçlü bir basın oluşturabilir? Sözü dinlenen, ciddiye alınan, itibarlı bir mesleği bu topluma nasıl yeniden kazandırabilir?

Kendi meslek mensuplarının sorunlarıyla ilgilenmeyenlerin, başkalarının sorunlarını gündeme taşıması ne kadar inandırıcı olabilir?

Peki neden böyle?

Öncelikle şu gerçeğin altını çizmek gerekiyor:

Eğer iktidardan yana değilseniz, susturulmanız için maddi ve manevi olarak zayıflatılmanız kaçınılmazdır. Doğruların, gerçeklerin ve muhalif seslerin kamuoyuna taşınması iktidarların hiçbir zaman hoşuna gitmez. Bu nedenle bağımsız basın sürekli baskı altındadır.

Bu noktada şu soruyu sormak gerekir:

Kamu hizmeti veren basın-yayın kuruluşlarına kim daha çok sahip çıkmalıdır?

Yanıt net: İktidara muhalif kesimler.

Çünkü iktidar, kendi sistemini kurmuş; gerekli gördüğü yerlere destek vererek kamuoyunu yönlendirme gücünü zaten elinde tutmaktadır. O halde muhalefetin – yalnızca siyasi partiler değil; sendikalar, demokratik kitle örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve emek kesimleri dâhil – basından uzak durma gibi bir lüksü olabilir mi?

Elbette hayır.

Eğer muhalif kesimler mevcut düzenden memnun olsaydı, her gün basın açıklamaları, mitingler, toplantılar ve eylemler düzenlemezlerdi. Peki, bu tepkileri yalnızca sosyal medyada birkaç paylaşım yaparak ya da billboard reklamlarıyla dile getirmek yeterli mi?

Eğer yeterli olsaydı, basın toplantılarına ve basın açıklamalarına neden ihtiyaç duyulsun?

Üstelik resmi basın-yayın organlarında yer alan haberler, sosyal medyadaki geçici paylaşımlardan çok daha fazla ciddiye alınır, dikkate alınır ve kalıcı olur. O halde basın neden sistemli biçimde zayıflatılmak isteniyor? Bu durum kimin işine yarıyor? Bunların sorgulanması gerekmiyor mu?

Basın da bir özel sektör olduğu unutulmamalı.

Basın kuruluşları da birer özel sektördür ve yaşamlarını sürdürmek zorundadır. Ancak bu bağımlı ekonomik düzende basının ekonomik özgürlüğe kavuşması ne sizce olanaklımı?

Bazı siyasilerin ya da kurumların “havuz” sistemine dâhil olup oralardan beslenenleri bir kenara bırakırsak, gerçek anlamda tarafsız ve bağımsız basın emek sömürüsünün en ağırını yaşamaktadır.

Çünkü harcanan emeğin karşılığı çoğu zaman koca bir sıfırdır.

Kamu hizmeti veren medyanın giderlerini ne devlet ne de başka bir kurum karşılamaktadır. Basın; reklam, ilan ve abonelik gelirleriyle ayakta kalmaya çalışmakta, aynı zamanda tarafsız habercilik yapma mücadelesi vermektedir.

Vergi, SGK, internet, ajans, kira, aidat, telefon, yakıt gibi sayısız gider, kamu hizmeti veren basının sırtında koca bir yüktür, ayakta kalabilesi içinde ödemek zorundadır

Bir de şu meşhur “bizden” söylemi yok mu? Gizli ve sinsice yürütülen emek sömürüsünün en süslü hâlidir.

Düşünebiliyor musunuz; bu şehrin ekonomik kaymağını yiyen, sermayesine sermaye katan sanayi kuruluşları ve bunların bağlı olduğu örgütler; bayram kutlamalarını, önemli günleri, açılışları, festival ve etkinlik tanıtımlarını tek kuruş ödemeden basın açıklaması yoluyla yayımlatıyor.

Her gün reklam niteliği taşıyan içerikleri e-posta yoluyla basına gönderen, toplantılar düzenleyen sanayiciler, iş insanları, sivil toplum örgütleri, siyasiler ve demokratik kitle örgütleri; basının omuzlarına ne denli ağır bir yük bindirdiklerinin farkında mı?

Daha da ironik olanı ise, “emek sömürüsüne karşıyız”, “özgür basın istiyoruz” diyen kimi sendikalar, sivil toplum örgütleri, siyasi parti yöneticileri, milletvekilleri ve belediye başkanlarının bizzat bu sömürünün parçası hâline gelmesidir.

Her gün basın açıklaması, eylem, etkinlik, tanıtım ve açılış haberlerini ücretsiz yayımlatmak isteyen kurum ve kuruluşlar, basının sırtında giderek ağırlaşan bir yük olarak durmaktadır.

Oysa gerçek anlamda bağımsız ve tarafsız basının tek yaşam kaynağı reklam, ilan ve aboneliktir.

Basın emekçisinin emeği yok sayıldıkça, özgür basından söz etmek de sadece bir temenniden ibaret kalacaktır.

Unutmadan 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü, gazetecilik mesleğini icra edenleri onurlandırmak için 1962'den beri 10 Ocak günü düzenlenen Türkiye'ye özgü bir kutlama gündür. O gün yine kim çevreler “emek sömürüsü” yaptıkları basın yayın meslek mensupları ve yayın organları için kutlamalarını basın açıklaması yolu yapacaklardır…

www.yenicizgihaber.com

NOT: BU SÖMÜRÜ ANLAYIŞINI PROTESTO ETMEK İÇİN, BENZER YAZILARIMI BİRKAÇ HAFTA SÜRDÜRECEĞİM.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bekir Şahin Arşivi