Ötekileştirici dili bırakma zamanı gelmedi mi...

Merhaba, ben insanım, benim haklarım var diyebilen, her türlü zulme, baskıya, hukuksuzluğa, ayrımcılığa, ötekileştirmeye hayır diyebilen ve yüreği barıştan, kardeşlikten yana olan güzel insanlar…

Epeydir bir şeyler yazmak, bu coğrafyada yaşananlara dair düşüncelerimi paylaşmak istiyordum. Dünyanın bir başka ülkesinde ayları, yılları alacak ya da hiç yaşanmayacak gelişmeler Türkiye’de aynı gün içinde yaşanabiliyor ne yazık ki...

Devlet Bahçeli’nin 01 Ekim 2024’de başlattığı ve DEM Parti heyetinin Abdullah ÖCALAN’la görüşmeleriyle devam eden, Abdullah ÖCALAN’ın da 27 Şubat çağrısıyla yaşanan bir süreç var. PKK’nin fesih kararı alması, silahları bırakması, Türkiye’den çekilmesi ve sınır dışında olası çatışma ortamı olabilecek alanlardan ayrılması bir hayli umutlanmamıza neden oldu. Artık, Kürt Sorunu çözülecek, Türkiye halkları rahat bir nefes alacak, demokratik mücadelenin önü açılacak, sözün gücü artacak beklentisine girdik.

Ne yazık ki toplumsal uzlaşıyı dinamitleyen iktidar uygulamaları devam ediyor ve öyle görünüyor ki devam edecek. CHP'ye yönelik operasyonlar, belediyelere kayyum atamaları, belediye başkanlarının ve meclis üyelerinin tutuklanması, AHİM kararlarına rağmen Selahattin DEMİRTAŞ, Osman KAVALA, Anayasa Mahkemesinin kararına rağmen Can ATALAY'ın halen hapishanede tutulmaları, otuz yıllık cezasını dolduran mahpusların, İdare Gözlem Kurulu marifetiyle haksız ve hukuksuz şekilde içeride tutulması, yaşamını tek başına sürdüremeyecek olan ağır hasta mahpusların cezaevlerinde ölüme terkedilmesi, infaz düzenlenmelerinde siyasilerin kapsam dışı bırakılması gibi örnekler çoğaltılabilir. İnfaz düzenlemelerinde bile süreci pozitif etkileyecek uygulamadan uzak durulması düşündürücü. Ve doğaldır ki bütün bunlar, insanlarda sürece ilişkin bir güvensizlik yaratıyor.

Bir de Suriye meselesi var ki, süreci sabote etmek isteyenler sürekli oradan bir provokasyon yaratmaya çalışıyorlar. Ben şimdiye kadar SDG’den Türkiye’ye dönük en ufak olumsuz bir söz ya da eylem duymadım. Aksine sürekli olumlu mesajlar veriliyor. Merak ettiğim ise Türkiye, Şara ile kurduğu ilişkiyi neden SDG ile kurmuyor. Bir de 10 Mart mutabakatı meselesi var. Mutabakata uymayan SDG mi Şara yönetimi mi, bu sorgulanıyor mu… Ya da Suriye'de Alevi'lere, Dürzilere yönelik katliamlara varan saldırıların olduğu Suriye'deki Şara yönetimine Türkiye'nin kınayıcı bir-iki cümle kurduğunu duydunuz mu?..

Türkiye’nin Suriye’de bütün etnik yapıların, inançların demokratik temsiliyetine dayanan bir sistemin inşasında kolaylaştırıcı olması gerekmez mi?..

Televizyon kanallarında, sürecin ruhuna da uymayan nefret söylemi devam ediyor. Bu zehirli dili muhalif kanallar dahil ayrımsız hepsinde misliyle görüyoruz. Unutmayalım ki bu dil, Kürtlerde duygusal kırılganlıklara neden oluyor. Oysa hepimiz biliyoruz ki barış dilde başlar.

Ancak bütün bunlar, bizi umutsuzluğa sevk etmemeli, her şeye rağmen mücadele azim ve kararlılığımızla barış talebimizde ve barışın toplumsallaştırılması için ısrarcı olmaya devam etmeliyiz.

Savaşların, çatışmalı ortamların ne büyük yıkımlara neden olduğunu hepimiz biliyoruz. Barış içinde, huzurlu bir ortamda yaşamak varken neden açlık, sefalet, ölüm getiren savaşları, çatışmaları yaşamak zorunda kalıyor insanoğlu sorusu, önemli bir sorudur bence.

Yıllardır üzerimize boca edilen ayrımcı, ötekileştirici dili bırakma zamanı gelmedi mi...

Ezberlerimizi unutmak, yeni olanı, kapsayıcı olanı kardeşlik hukukuna uygun olanı, yani barış dilini kullanmak inanın hepimize iyi gelecek!

Halklar, savaş istemez! Savaşı, çatışmayı ondan rant elde eden, politik çıkar uman kişiler, kurumlar. Emperyalistler ve onların işbirlikçileri ister. Emperyalist güçler, onların işbirlikçileri ne yazık ki biz emekçileri kullanarak savaşı sürdürürler. Biz bir hayır demesini bilsek, biz savaşmıyoruz diyebilsek, benim diğer halkın emekçisiyle bir problemim yok diyebilsek, inanın savaşlar son bulur. Yeter ki bir hayır diyebilelim.

Ben insan hakları savunucusuyum, biz insan hakları savunucuları, coğrafyamızda ve dünyada savaşlar olmasın isteriz. İnsanların barış içinde, düşlerindeki güzellikleri doyasıya yaşamasını, çocukların güle oynaya büyümelerini isteriz. Her bir birey inancı, etnik kökeni, yaşam tercihi, inancı ne olursa olsun özgürce yaşasın isteriz...

Barış ortamında emekçilerin yaşam kalitesi yükselir, toplumsal yaşamda huzur ve mutluluk başat olur. Hep birlikte Barış mücadelesini örmek, önümüzdeki en önemli insani ve vicdani sorumluluğumuzdur, görevimizdir... www.yenicizgihaber.com

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Hakkı Demir Arşivi