Özgürlük unutturulursa

Özgürlük unutturulursa

İnsan bazen özgürlüğünü kaybettiğini, ancak onu arayacak zamanı kalmadığında fark eder.

Çünkü hayatın yükü ağırlaştıkça insanın dünyası da küçülür.

Önce geçim derdi girer hayatımıza.

Sonra kira, faturalar, borçlar, işsizlik, çocukların ihtiyaçları, geleceğin belirsizliği…

Günler birbirini kovalar.

Sabah işe yetişmek, akşam eve yetişmek; ay sonunda hesabı denkleştirmek, ertesi ayı nasıl çıkaracağını düşünmek…

Ve insan, bütün bunların arasında kendisine ait olması gereken en önemli şeyi yavaş yavaş kaybetmeye başlar:

Düşünme zamanını.

“Hayatta kalmakla yaşamak arasındaki farkı unuttukça, özgürlüğümüz de yavaşça silinir.”

“İnsanları temel ihtiyaçları ile meşgul edersen, kaybettikleri özgürlüğü unuturlar.”

— José Saramago, Körlük

Saramago’nun sözü tam da burada anlam kazanıyor.

İnsanın temel ihtiyaçları elbette hayatın vazgeçilmezidir. Karnı aç olanın ekmeği, başını sokacak evi olmayanın barınmayı, işsiz olanın işi düşünmesi doğaldır. İnsan önce yaşamını sürdürebilmek ister.

Fakat mesele yalnızca ihtiyaçların varlığı değildir.

Asıl mesele, insanın bütün hayatının ihtiyaçlarını karşılamaya indirgenmesidir.

Çünkü insan yalnızca tüketen, çalışan, ödeyen ve hayatta kalan bir varlık değildir.

İnsan aynı zamanda soran, düşünen, sorgulayan, itiraz eden, üreten ve anlam arayan bir varlıktır.

Bir toplumda insanlar sürekli

“Bugünü nasıl çıkaracağım?”

sorusuyla yaşamak zorunda kalıyorsa, “Nasıl bir toplumda yaşamak istiyorum?” sorusunu sormaya daha az zaman bulabilir.

İşte özgürlüğün en sessiz kaybı da burada başlar.

Özgürlük yalnızca bir kapının açık olması değildir.

Özgürlük, o kapıdan nereye gideceğini düşünebilmektir.

Kendi fikrini oluşturabilmek, soru sorabilmek, farklı düşünebilmek, hakkını arayabilmek ve gerektiğinde “Hayır, böyle olmak zorunda değil.” diyebilmektir.

Fakat sürekli kaygı içinde yaşayan insanın zihni, çoğu zaman geleceği değiştirmekten önce bugünü kurtarmaya odaklanır.

Bu nedenle yoksulluk yalnızca cebimizdeki paranın eksikliği değildir.

Bazen zamanımızın, umudumuzun, cesaretimizin ve düşünme gücümüzün eksilmesidir.

Üstelik bu durum yalnızca ekonomik açıdan değil, toplumsal açıdan da önemlidir.

Çünkü düşünecek zamanı olmayan insan sorgulayamaz.

Sorgulayamayan insan, kendisine sunulanı kabullenmeye daha kolay alışabilir.

Alışmak ise bazen en büyük sessizliktir.

Bir süre sonra insan, sahip olması gereken özgürlüğü değil; elinde kalan küçük imkânları düşünmeye başlar.

Ve belki de en tehlikeli nokta budur:

İnsan kaybettiği şeyi unutursa, onu yeniden istemeyi de bırakabilir.

Oysa insanın hayatı yalnızca ekmekten ibaret değildir.

Ekmeğin yanında adalet gerekir.

Barınmanın yanında güven gerekir.

Çalışmanın yanında insan onuru gerekir.

Yaşamanın yanında özgürlük gerekir.

Çünkü hayatta kalmak başka, insan gibi yaşamak başkadır.

Ben bu yüzden kendime soruyorum:

Günlük hayatın telaşı içinde neyi unutuyorum?

Hangi sorunlarla o kadar meşgulüm ki, aslında hangi haklardan, hangi değerlerden, hangi hayallerden uzaklaştığımı fark etmiyorum?

Belki de insanın zaman zaman durup kendisine sorması gereken en önemli soru budur:

“Ben yalnızca hayatımı sürdürmeye mi çalışıyorum, yoksa gerçekten kendi hayatımı mı yaşıyorum?”

Çünkü özgürlük, yalnızca elimizden alınan bir şey değildir.

Bazen onu, hayatın telaşı içinde kendimiz de unutabiliriz.

Ve ben yazıyorum…

Kendime.

Unutmamak için.

Sorgulamaktan vazgeçmemek için.

Hayatta kalmanın ötesinde, insan gibi yaşamanın ne anlama geldiğini hatırlamak için.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
ALİ DOĞAN Arşivi