Üzerine katran dökülmüş adalet!

Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, gazeteci Merdan Yanardağ, iletişimci Necati Özkan ve Hüseyin Gün’ün yargılandığı “Siyasi Casusluk Davası”nın ikinci duruşması 29 Eylül 2026 Salı günü “Silivri zulüm kampüsünde” yapıldı.

Dava çok önemliydi. İddia çok büyüktü! İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder kaygısıyla seçmenlerini sandığa çağıran AKP Başkanı Tayyip Erdoğan’ı üç kez sandığa gömen İBB Başkanı İmamoğlu, Türkiye’nin en etkili gazetecisi TELE-1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ve CHP’ye seçim üstüne seçim kazandıran parlak iletişimci Necati Özkan Türkiye aleyhine casusluk yapmışlardı?! Bir de bizlerin bu dava nedeniyle tanıdığı iş insanı Hüseyin Gün vardı. Hepsi de tutuklu (338 gündür) olarak yargılanıyorlardı.

Dava küçük salonda görüleceği için duruşmaya gelenlerde hafif bir mutluluk vardı. Yargılananlar ile göz teması kurulabiliyordu bu salonda… Sonra da bu tuhaf algıya kendileri tepki gösteriyorlardı:

-Şuraya bak nelere seviniyoruz?!

İlk söz hakkı için Ekrem İmamoğlu “Benim diğer salonda da devam eden duruşmam var oradaki arkadaşlarım benim için çok önemli” dedi:

-Ben savunmamı yapıp oraya geçmek istiyorum!

Sonra da konuşmaya başladı. Bu katiyen bir savunma değildi. AKP iktidarını ve liderini icraatları nedeniyle “mahkûm” eden bir manifesto idi!

Zaten mahkemede savunma yapan bir sanıktan ziyade, haksızlıklara karşı isyan bayrağı açmış bir halk önderinin bütün özelliklerini üzerinde toplamış gerçek bir liderin ülkeye seslenişi gibiydi… Muhatap olarak da mahkeme heyetini değil Türk milletini seçmişti. (İmamoğlu’nun savunmasının tam metni BirGün’ün internet sitesinde var.) Ama ben not defterimde bulunanlardan bir kaçını yazmak istiyorum:

*Yüce Türk milletini selamlıyorum. Ülkemizde asrın akıl tutulması yaşanıyor!

*Devletin bütün kurumları vahşice kullanılıyor!

*Anayasal düzeni bozma suçu işleniyor. Bunları yapanların tümünün yargılanacakları günler yakındır!

*Ben hayatım boyunca bu haksızlıklara karşı mücadele edeceğim ve hesap soracağım!

*Bu iddianameyi yazanlara Allah akıl fikir versin! Ben devlet aleyhinde faaliyette bulunmuşum ha? Hadi oradan… Hadi oradan!

*Burada birlikte yargılandığım Hüseyin Gün ile İbrahim Kalın’ın fotoğrafı var. Kalın MİT Başkanı. Benim Hüseyin Beyle fotoğrafım casusluk faaliyeti olarak kabul edilip hapisteyim! Yazıklar olsun size!

Bu davada Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) çok belirleyici bir yerde bulunuyor. Mahkeme heyeti devamlı olarak MİT’ten talepte bulunuyor:

-Sanıkları casusluk faaliyetleri hakkında bize bilgi yollar mısın?

MİT bunları dikkate almıyor. Oysa yasal olarak 10 gün içinde cevap vermesi lazım. İlgili kanun hükmü bunu emrediyor. MİT adeta “bizi karıştırmayın” diyor. Çünkü böyle bir durum yok!

İmamoğlu’nun avukatı Fikret İlkiz, “Savcı sürekli olarak dosyadaki eksiklilerin tamamlanmasını talep ediyor” dedikten sonra hukuk fakültesi birinci sınıf öğrencilerine ders verircesine şöyle dedi:

-Halbuki savcı bunların hepsini bu davayı açmadan önce tamamlaması gerekiyordu!

Casusluk davasının ortasındaki direk çatırdıyordu. İkinci sözü Necati Özkan aldı. Onun “casusluk suçları” arasında 23 Haziran 2019 İstanbul seçimleri de vardı! İmamoğlu’na seçim kazandırmıştı. Seçimi de “manipüle” etmişti. Bunun dosyada “kanıtları”(!) olarak 17 adet e-posta bulunuyordu. Özkan dedi ki:

-Bu e-postalardan 15’i sahte!

İddia makamı bu sahtekârlığı araştıracağı yerde “suç kanıtı” olarak dosyaya koyarak Necati Özkan’ı tutuklatmıştı!

Merdan Yanardağ savunma yerine yaptığı suçlamasında “fon krizinde” hiç bir gazetecinin göremediği başlığı Silivri zindanından attı:

-Bizi buraya hapsedenler “FONDİP” ekonomisi yarattılar!

Bilindiği üzere bardaktaki içeceği aralık vermeden bir dikişte dibine kadar içilmesine fondip deniliyor. Merdan da İmamoğlu’nun bıraktığı yerden devam ederek casusluk davasını çökertti:

*Bu iddianame değil, bir iftiraname!

*Adında Cumhuriyet olan bir makam delilleri eğip bükmez. Lehimiz olan MASAK raporunu çarpıtarak dosyaya koymaz.

*TELE-1’e el koymanın amacı ülkeyi kaplayan karanlığı yırtan bir yayın organı olmasıdır. Anayasa Mahkemesi önünde intihar eden emekli polis Ali Şekeroğlu’nun dramını yaygın medya görmedi. TELE-1 her zaman halkın yanında, dertlerine derman olmak için yayın yaptı.

*Ben burada TELE-1’i değil gazeteciliği basın özgürlüğünü savunuyorum.

*Aklımızla oynamayın medya ile seçim kazanılsaydı Cem Uzan bugün cumhurbaşkanı idi.

Söz en yüksek makama gelince Ekrem İmamoğlu’nun tespitlerinden biriyle yazıyı noktalayalım. İmamoğlu “Cumhurbaşkanı’nın en büyük kötülüğü” dedi:

-Bağımsız yargının üzerine katran dökmesidir!

(Not: Hüseyin Gün’ün savunması ve onun aleyhinde tanık olanların ifadeleri ise ayrı bir yazı konusu olacak nitelikte idi.)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Nazım Alpman Arşivi