ALİ DOĞAN
Anadolu’nun kokusu, sesi ve sıcaklığı
Harman yerinin hafızası (nostalji)
“Gerçek keşif yolculuğu yeni manzaralar aramak değil, yeni gözlerle bakmaktır.” (Marcel Proust)
Anadolu’nun kokusu, sesi ve sıcaklığı
Bazen bir masa kurarım içimde.
Üzerine çocukluğumun geçtiği harman yerini koyarım; kuzu otlatmayı, çoraptan yaptığım futbol topunu, iki taş arası kurduğumuz kaleleri, anamın keçi derisinden yaydığı yağı, serin ayranı…
Çıtır çıtır kızarmış bazlama ekmeğinin sıcaklığını, arasına yavaşça eriyen tereyağının sessiz bereketini bırakırım masaya.
Harman yerinde döğen (harman sürme âleti) olan “cercer”in, beygirin adımlarıyla ilerleyen ritmini hatırlarım; savrulan buğday saplarının arasından buğday tanelerinin usulca ortaya çıkışını…
Eskiden biçer-döver yokken buğday ve mercimek, hayvan gücüyle çekilen bu geleneksel döğenlerle harmanlanırdı. Beygirin ritmik yürüyüşü, sapları ezerek taneleri samanın içinden ayırır, toprağın emeğini sabırla berekete dönüştürürdü. İnsan sabrı ile toprağın bereketi aynı emeğin terazisinde buluşurdu.
O sofrada zenginlik yoktu belki ama doyum vardı.
Çünkü insanın gerçek zenginliği, cebinde taşıdıkları değil, yüreğinde sakladıklarıydı.
Yokluk, bazen insanı eksiltmez; aksine paylaşmayı, beklemeyi ve şükretmeyi öğretirdi.
Anamın sesi hâlâ o sofrada durur; “Ekmek israf edilmez” derdi, sanki toprağın rızasını insana hatırlatır gibi…
O sözler sadece bir öğüt değil, hayatı tutan sessiz bir sevgi köprüsüydü.
Ben bazen harman yerinde durup rüzgârı dinlerim.
Savrulan buğday tanelerinin içinde çocukluğumun kahkahalarını ararım.
Toprak kokusuna karışan anılar, insanın kalbine usulca dokunan bir sızı bırakır; ne tamamen hüzün, ne tamamen sevinç…
İkisinin arasında, yaşanmışlığın ağır ve dingin hüznü.
Anadolu, sadece bir coğrafya değildir; Emekle yoğrulmuş hayatların, sabırla bekleyen tarlaların, paylaşınca çoğalan ekmeğin ve insanı insana yaklaştıran sessiz dayanışmanın adıdır.
Burada sevgi bağırarak değil, bakışlarla ve paylaşılan bir lokmayla anlatılır.
Belki de insanın en büyük yolculuğu, çocukluğunun izlerini kalbinde saklayabilmesidir.
Çünkü insan büyüse de harman yerinin tozunu unutmaz; Çoraptan yapılmış topun peşinde koşan o çocuğu içinde yaşatır.
Ve insan bazen, en kalabalık sofrayı kendi sessizliğinde kurar.
O sofrada bazlama ekmeğinin buharı vardır, anaların duası vardır, ve çocukluğun dokunulmamış masumiyeti…
Anadolu’nun kokusu, sesi ve sıcaklığı; toprağa düşen alın terinde, gönle sinen sessiz şükranda
ve çoraptan yapılmış bir futbol topunun peşinde unutulan saf sevincin hatırasında yaşar. www.yenicizgihaber.com
Aydınlanmanın izinde
27 Şubat 2026 Cuma 07:22Ağaç ve sessiz gelecek
25 Şubat 2026 Çarşamba 07:01Emeğin Baharı
23 Şubat 2026 Pazartesi 16:35Bitiş ve başlangıcın umudu
22 Şubat 2026 Pazar 12:08Bir kalpte başlayan okyanus
21 Şubat 2026 Cumartesi 12:22Bir kalpte başlayan okyanus
21 Şubat 2026 Cumartesi 11:53Gazze Dramı ve Barış
20 Şubat 2026 Cuma 07:36Reel sektörde tehlike sinyali
19 Şubat 2026 Perşembe 07:39Yoksulluk sıradanlaştırılıyor
17 Şubat 2026 Salı 07:24Kadın özgür değilse, toplum da özgür değildir
14 Şubat 2026 Cumartesi 18:04

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.