K.İbrahim Yıldız
Mezar taşına banka hesap numarası yazılmıyor!
Bugün modern dünya, her sabah şakağımıza buz gibi bir namlu dayıyor ve o meşhur soruyu fısıldıyor: Cüzdanın mı şişecek, yoksa ruhun mu çürüyecek? Bu soru, sıradan bir tercih değil; insanın yeryüzündeki varoluş amacını sorgulayan, her gün yeniden verilmesi gereken bir sınavdır.
Neoliberal düzenin vahşi labirentinde, rasyonalite maskesi takmış birer "hesap makinesine" dönüştürülmek isteniyoruz. Klasik iktisat teorileri bize yıllardır o meşhur masalı anlatıyor: "İnsan doğası gereği çıkarcıdır, sadece kendi cüzdanını ve faydasını düşünür." Oysa bizi bu uçsuz bucaksız evrende birer mekanik robot değil de "insan" kılan tek şey, o meşhur rasyonel çıkar değil; en dar anımızda, en büyük baskı altında kalbimizden yükselen o insani sesin sızısıdır: "Bu yaptığın doğru mu?"
Cüzdan ile Vicdan Arasındaki Mesafe
İnsanın cüzdanı ile vicdanı arasındaki o mesafe, aslında karakterinin gerçek haritasıdır. Bu mesafe ne kadar açılırsa, insanlıktan o kadar uzaklaşılır.
Bir şirket yöneticisinin çevre standartlarını hiçe sayarak, nehirleri zehirleyerek kârını artırması kısa vadede cüzdanı şişirilir, lüks ofislerde şampanyalar patlatılır. Ancak o yönetici aslında cüzdanını değil, kendi çocuklarının nefes alacağı geleceği açık artırmada satmaktadır. Vicdanın o kaçışı olmayan muhakemesinde, bu suçun cezası müebbet bir huzursuzluktur. Gece yastığa konulan baş, ne kadar yumuşak olursa olsun yastık, eğer üzerinde haksız bir kazancın gölgesi varsa o uykular haramdır. Aynı ikilem sadece plazalarda değil; tarlada, fabrikada ve hayatın en kılcal damarlarında karşımıza çıkıyor:
Toprağın Çığlığı: "Daha çok meyve, daha çok hacim, daha parlak görüntü mahsül" diyerek toprağa kimyasal zehir basan çiftçi, aslında kendi sadık yâri olan toprağın katilidir. Pazar bugün o "gösterişli" ürünlere para verir belki ama toprağın on yıl sonra çölleşmesi, bugünün sahte refah borçlarını ödemeye yetmeyecektir. Toprak küserse, hayat küser; bunu unutmak insanlığın sonunu hazırlamaktır.
Üretim Onuru: "Hattaki hatayı görmezden gel, bant durmasın, patron kızmasın, primin kesilmesin" diyen o kölelik ahlakına karşı durmak bir insanlık borcudur. Üretim sayısından önce, üretim onuru gelir. Hattaki hatayı söylemeyen, aslında kendi karakterindeki çatlağı görmezden geliyordur. Kalitesiz bir ürünü "nasılsa anlamazlar" diyerek piyasaya sürmek, topluma karşı işlenmiş bir güvensizlik suçudur.
Para İyi Bir Uşak, Kötü Bir Efendidir
Francis Bacon’ın yüzyıllar önceden gelen bu uyarısı, bugün her zamankinden daha gür bir sesle yankılanıyor. Eğer siz parayı yönetmiyorsanız, para sizi vicdanınızdan vuran profesyonel bir suikastçıya dönüşür. Vitrinlerdeki o "inanılmaz ucuz" kıyafetlerin kumaşında; dünyanın öbür ucunda emeği sömürülen bir çocuğun gözyaşı, senedini ödemeye çalışan bir küçük üreticinin çaresizliği varken, o kıyafet üzerimizde nasıl şık durabilir? Sizin ucuz aldığınız kıyafet uczunluğu; emekçiden, işverene ve hatta ülke ekonomisine etkidir.
Estetik, üretici ve tüketici arasında etik ile birleşmediği sürece, sadece bir aldatmacadan ibarettir.
Hangi boşluk daha derin?
Şunu asla unutmayın: Cüzdanın boşluğu bir şekilde dolar. Çalışarak, sabrederek, biriktirerek, hatta bazen sadece hayatın getirdiği bir şansla... Fakat vicdanın boşluğunu yeryüzündeki hiçbir altın rezervi, hiçbir lüks meta, hiçbir mülkiyet dolduramaz. Cüzdan bizi dış dünyaya, rüzgara ve açlığa karşı koruyan geçici ve derme çatma bir kalkan; vicdan ise kendimize karşı kaçamayacağımız, her sabah yüzleşmek zorunda olduğumuz berrak bir aynadır.
Cüzdanı dolu ama vicdanı boş olanlar bu dünyayı sadece bir parazit gibi "tüketir" ve geride sadece çöp yığınları bırakırlar. Oysa vicdanı dolu olanlar, en büyük yıkıntıların arasından bile dünyayı merhametle yeniden "inşa ederler". Kurtuluşun, genel ekonomik refahın, huzurun ve toplumsal barışın tek bir reçetesi var: Cüzdanı, vicdanın mutlak emrine vermek. Para, karakteri inşa eden bir tuğla değil, ancak o karaktere hizmet eden bir araç olmalıdır.
Aynadaki yüzleşme
Siz bu sabah aynaya baktığınızda neyi saydınız? Banka hesabınızdaki rakamları mı, yoksa aldığınız kararların vicdanınızdaki ağırlığını mı? Modern insanın trajedisi, her şeyi fiyatlandırması ama hiçbir şeye değer biçememesidir. Oysa değer, satın alınamayan tek şeydir.
Gideceğimiz yer belli, yolculuğun sonu hepimiz için aynı toprak. Ve o son durakta, mezar taşlarına banka hesap numaraları, tapu kayıtları, hisse senetleri veya kredi limitleri yazılmıyor. O taşlara sadece ve sadece, geride bırakılan onurlu bir ismin, iyilikle anılan bir ruhun ve kirletilmemiş bir vicdanın ağırlığı nakşediliyor. Unutmayın; banka hesabınız ne kadar kabarık, isminizin önündeki unvanlar ne kadar cafcaflı olursa olsun, helal edilmemiş bir emeğin ve ahı alınmış bir mazlumun yükünü hiçbir tabut taşıyamaz! (KARAGEÇİLİ İBRAHİM YILDIZ) www.yenicizgihaber.com
ÖNEMLİ NOT: YENİ ÇİZGİ HABER'DEN
Kıymeti takipçilerimiz lütfen paylaştığımız haberleri, köşe yazılarını, sadece okuyup geçmeyiniz, beğeni, yorum ve paylaşım yaparak haber sitemize destek olmanızı önemli rica ediyoruz.. Sosyal medya hesaplarımızdan bizi takip etmeyi unutmayınız. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederiz. Gruplarınızda paylaşmayı unutmayınız….
Yeni Çizgi Haber Gazetemizin; Web Sayfa ve sosyal medya hesapları şunlar;
https://www.yenicizgihaber.com/
https://www.facebook.com/profile.php?id=61564912765480
https://www.facebook.com/yenicizgihaber
https://x.com/yenicizgigazete
https://www.instagram.com/yenicizgigazete
İslamabad’da büyük satranç
11 Nisan 2026 Cumartesi 01:25Geleceğin ipotek altındaki savaşı: Uyuşturucu (yasaklı madde)
07 Nisan 2026 Salı 16:29

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.