Enflasyon rakamı değil, insanların hayatı eriyor

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası,13 Ağustos 2026 tarihinde, 2026 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 26’dan yüzde 28’e yükseltti.

Bir kez daha…

Rakamlar değişiyor, tahminler yukarı çekiliyor, hedefler öteleniyor.

Ama değişmeyen bir gerçek var:
Ücretlinin cebindeki para her geçen gün biraz daha değer kaybediyor.

Çünkü enflasyon yalnızca ekonomi bültenlerinde açıklanan bir oran değildir. Enflasyon; pazarda filesinin küçülmesidir. Markette aynı parayla daha az ürün alınmasıdır. Kirayı ödedikten sonra ayın geri kalanını nasıl geçireceğini düşünmektir. Çocuğunun eğitim masrafını, elektrik faturasını, mutfak giderini hesaplamaktır.

Ve en önemlisi, emeğin karşılığının her geçen gün biraz daha erimesidir.

Bugün milyonlarca ücretli, maaşına yapılan artışın sevincini yaşamadan fiyatların yeni artışlarıyla karşı karşıya kalıyor.

Bir tarafta enflasyon tahminleri yukarı doğru revize ediliyor.

Diğer tarafta ücretler, çoğu zaman geçmiş enflasyonun bile gerisinde kalıyor.
O zaman sormak gerekiyor:

Enflasyonla mücadele kimin sırtından yapılacak?

Eğer fiyat istikrarı sağlanacaksa bunun bedelini yalnızca ücretli, emekli, dar gelirli ve küçük esnaf mı ödeyecek?

Ekonomide rakamların düzelmesi elbette önemlidir. Ancak ekonominin gerçek başarısı, insanların hayatında hissedilmediği sürece eksik kalır.

Çünkü bir ülkede enflasyon düşüyor denirken insanların sofrası küçülüyorsa, alım gücü geriliyorsa, borçluluk artıyorsa ve yoksulluk derinleşiyorsa, ortada yalnızca ekonomik değil, sosyal bir sorun da vardır.

Merkez Bankası'nın yüzde 28'lik tahmini, aslında bize başka bir şeyi daha hatırlatıyor:

Enflasyon hedefleri değişebilir; ama insanların geçim mücadelesi her gün yaşanıyor.

Bugün çalışan insanın istediği lüks değil.
İnsanca yaşayabileceği bir ücret.

Emekli, yıllarca verdiği emeğin karşılığında onurlu bir yaşam.

Genç, geleceğe güvenle bakabileceği bir iş.

Esnaf, kepenk kapatmadan ayakta kalabileceği bir ekonomi.

Aileler ise ay sonunu getirebilmenin kaygısını değil, yarını düşünmenin huzurunu yaşamak istiyor.

Ekonominin merkezine yalnızca fiyatları değil, insanı koymadığımız sürece hiçbir enflasyon hedefi toplumsal refaha dönüşmeyecektir.

Çünkü mesele yalnızca enflasyonun yüzde kaç olduğu değildir.

Mesele, o yüzde kaçın insanların hayatından ne götürdüğüdür.
Ve bugün görünen o ki;

Enflasyonun rakamı yükselirken, ücretlinin hayat standardı aşağı doğru çekiliyor.

Yoksulluk derinleşirken, umut da sessizce aşınıyor.

Ekonomik başarı, insanların cebinde ve sofrasında hissedilmiyorsa, açıklanan rakamların toplum açısından anlamı giderek azalır.

Çünkü gerçek enflasyon, istatistik tablosunda değil; mutfakta, pazarda ve insanların hayatındadır. www.yenicizgihaberc.com
A

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
ALİ DOĞAN Arşivi