BİR vatanın yeniden doğuşu

30 Ağustos Zafer Bayramı

Anadolu’da bir zaferden daha fazlası…

30 Ağustos…

Takvim yapraklarında bir tarih gibi görünür. Oysa 30 Ağustos, Anadolu’nun kaderinin değiştiği, bir milletin esareti kabul etmeyeceğini bütün dünyaya ilan ettiği büyük bir dönüm noktasıdır.

Çünkü Anadolu yalnızca üzerinde yaşadığımız bir toprak parçası değildir.

Anadolu; acının, umudun, mücadelenin, sabrın ve yeniden ayağa kalkmanın tarihidir.

Ve 30 Ağustos 1922, işte bu büyük tarihin en önemli sayfalarından biridir.

Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Anadolu

Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik çıkmasının ardından imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması, Anadolu'nun işgaline giden yolu açtı.

İstanbul işgal edildi.

İzmir 15 Mayıs 1919'da Yunan ordusu tarafından işgal edildi.

Anadolu'nun birçok bölgesi işgal kuvvetlerinin tehdidi altına girdi.

İşte tam da böyle bir dönemde, 19 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal Paşa Samsun'a çıktı.

Bu yalnızca bir yolculuk değildi.

Bu, bir milletin yeniden ayağa kalkışının başlangıcıydı.

Amasya'da millî iradenin önemi ortaya konuldu.

Erzurum ve Sivas kongrelerinde milletin kaderinin yine millet tarafından belirlenmesi gerektiği ilan edildi.

23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı.

Artık mücadele yalnızca bir ordunun değil, millet iradesinin mücadelesiydi.

Sakarya'dan Büyük Taarruz'a

1921'de Sakarya Meydan Muharebesi kazanıldı.

Bu zafer, Anadolu'daki Millî Mücadele'nin yönünü değiştirdi. Ancak Mustafa Kemal Paşa için savaş henüz bitmemişti.

Zafer için yalnızca cesaretin değil, hazırlığın, sabrın ve doğru zamanlamanın gerektiğini biliyordu.

Mustafa Kemal Paşa, 1922 yılının ilk aylarında taarruz konusunda acele edilmesine karşı çıkarken ordunun hazırlığının tamamlanması gerektiğini özellikle vurguluyordu. Çünkü yarım hazırlıkla yapılacak bir taarruzun büyük felaketlere yol açabileceğini biliyordu.

Ve nihayet…

26 Ağustos 1922 sabahı Büyük Taarruz başladı.

Türk ordusu, Afyonkarahisar çevresindeki Yunan savunma hatlarını yararak ilerlemeye başladı.

Beş gün sürecek büyük hesaplaşmanın son perdesi artık açılmıştı.

30 Ağustos: Anadolu'nun kader günü

30 Ağustos 1922'de Dumlupınar'da tarihin en önemli meydan muharebelerinden biri yaşandı.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa savaş alanındaydı.

Yunan ordusunun ana kuvvetleri kuşatıldı ve büyük ölçüde etkisiz hâle getirildi. Bu nedenle savaş, Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak tarihe geçti.

Fakat 30 Ağustos'un anlamı yalnızca askerî bir zafer değildir.

Çünkü bu zafer, Anadolu'nun yeniden vatan olarak tescillenmesinin yolunu açmıştır.

Zaferin ardından Türk ordusu hızla ilerledi.

1 Eylül'de Mustafa Kemal Paşa'nın verdiği tarihî emir ise Millî Mücadele'nin son büyük yürüyüşünün sembolü oldu:

“Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!”

9 Eylül 1922'de İzmir kurtarıldı.

Böylece Anadolu'daki Yunan işgali sona erdi. Ardından Mudanya Ateşkes Antlaşması ve Lozan Barış Antlaşması geldi. Lozan ile Türkiye'nin bağımsızlığı uluslararası alanda kabul edildi.

Atatürk'ün gözünden 30 Ağustos

30 Ağustos'un gerçek anlamını belki de en güçlü şekilde Mustafa Kemal Atatürk'ün kendi sözlerinde buluruz.

Zaferden iki yıl sonra, 30 Ağustos 1924'te Dumlupınar'da yaptığı konuşmada şöyle diyordu:

“Hiç şüphe etmemelidir ki yeni Türk devletinin, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin temelleri burada atıldı. Ebedî hayatı burada taçlandırıldı.”

Bu sözler çok önemlidir.

Çünkü Atatürk 30 Ağustos'u yalnızca kazanılmış bir savaş olarak görmüyordu.

O, 30 Ağustos'u yeni Türkiye'nin kuruluş sürecinin temel taşlarından biri olarak görüyordu.

Yani Dumlupınar'da kazanılan zafer, yalnızca düşmanın yenilmesi değildi.

Dumlupınar, Cumhuriyet'e giden yolun açılmasıydı.

Anadolu neden 30 Ağustos'u unutmamalıdır?

Çünkü Anadolu, yüzyıllar boyunca birçok savaşın, işgalin ve büyük acının tanığı oldu.

Fakat 30 Ağustos'ta Anadolu insanı şunu bütün dünyaya gösterdi:

Bir millet, bağımsızlığını kaybetmeye razı değilse yeniden ayağa kalkabilir.

Köylüsüyle, işçisiyle, kadınıyla, genciyle, yaşlısıyla…

Cephede savaşan Mehmetçiğiyle…

Cephe gerisinde mermi taşıyan Anadolu kadınıyla…

Çocuğunun üzerindeki örtüyü çıkarıp askere veren annesiyle..

Bu zafer, millet ile ordunun aynı kader etrafında birleşmesinin sonucuydu.

Bu nedenle 30 Ağustos'u yalnızca askerî tarihimizin bir sayfası olarak okumak eksik olur.

30 Ağustos;

Bağımsızlıktır.

Egemenliktir.

Vatanın bütünlüğüdür.

Millî iradedir.

Ve en önemlisi…

Bir milletin kendi geleceğine sahip çıkmasıdır.

Zaferden Cumhuriyet'e

30 Ağustos'tan sonra yol artık açıktı.

İzmir'in kurtuluşu…

Mudanya Ateşkesi…

Saltanatın kaldırılması…

Lozan…

Ve nihayet 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'in ilanı…

Bütün bu gelişmeler birbirinden kopuk olaylar değildi.

30 Ağustos, bu büyük tarihsel zincirin en güçlü halkalarından biriydi.

Atatürk'ün ifadesiyle, yeni Türk devletinin temelleri Dumlupınar'da daha da sağlamlaşmıştı.

Cumhuriyet ise bu zaferin siyasal ve toplumsal anlamda taçlandırılmasıydı.

Bugün bize düşen

Bugün 30 Ağustos'u kutlarken yalnızca geçmişe bakmamalıyız.

Asıl mesele, o büyük mücadelenin bize bıraktığı sorumluluğu anlayabilmektir.

Atatürk ve silah arkadaşları bize hazır bir gelecek bırakmadılar.

Geleceğimizi kendi irademizle kurma sorumluluğunu bıraktılar.

Bu nedenle 30 Ağustos;

her yıl aynı sözleri tekrarlamak değil,

bağımsızlığın değerini yeniden hatırlamaktır.

Cumhuriyet'in kıymetini bilmektir.

Demokrasiyi, hukuku, bilimi ve çağdaşlaşmayı savunmaktır.

Çünkü Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet yalnızca bir yönetim biçimi değil, aynı zamanda Anadolu insanının geleceğe umutla bakabilmesinin adıdır.

Son söz: Anadolu'nun sonsuz ışığı

Bugün Dumlupınar'a baktığımızda yalnızca bir savaş alanı görmeyiz.

Orada bir milletin iradesini görürüz.

Orada bağımsızlığın bedelini ödeyen şehitleri görürüz.

Orada Mustafa Kemal Atatürk'ün aklını, kararlılığını ve ileri görüşlülüğünü görürüz.

Ve orada Cumhuriyet'in ilk ışıklarını görürüz.

30 Ağustos, Anadolu'nun yalnızca düşmandan kurtuluşunun değil;

Anadolu'nun kendi kaderine sahip çıkışının adıdır.

Bu yüzden 30 Ağustos'u anlamak, aslında Cumhuriyet'i anlamaktır.

30 Ağustos'u anlamak, bağımsızlığın ne demek olduğunu bilmektir.

30 Ağustos'u anlamak, “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.” anlayışının hangi büyük bedeller ödenerek kurulduğunu hatırlamaktır.

Ve bugün bize düşen görev açıktır:

O büyük mirası korumak, Cumhuriyet'i daha ileriye taşımak ve gelecek kuşaklara özgür, bağımsız ve onurlu bir Türkiye bırakmak.

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Millî Mücadele'nin bütün kahramanlarını, aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.

Ne mutlu bağımsızlığına sahip çıkanlara!

Ne mutlu Cumhuriyet'e!

Ne mutlu Türk milletine! (www.yenicizgihaber.com)(

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
ALİ DOĞAN Arşivi