ALİ DOĞAN
Emeğin poşeti boşalırken
Enflasyonun gölgesinde emekli ikramiyesi;
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre iki ayda enflasyon %7,95.
Şubat ayında gıda enflasyonu %6,90.
Rakamlar teknik olabilir; fakat sonuçları insani ve somuttur. Enflasyon, soyut bir oran olmaktan çok, özellikle sabit gelirli kesimde eksilen bir yaşam alanına dönüşür. Ekranda yükselen grafik, mutfakta küçülen alışveriş poşeti demektir.
Emekli ikramiyesinde artış için “özel kaynak yaratmamız gerekiyor” açıklaması yapılırken; bütçe disiplini, bölgesel riskler ve tedarik zinciri sorunları gerekçe gösterilmektedir. Kamu maliyesi açısından bu argümanların teknik karşılığı vardır.
Fakat mesele yalnızca teknik değildir.
Muhalefet partileri ve çeşitli toplumsal aktörler, emekli ikramiyesinin en azından asgari ücretin yarısı düzeyine yükseltilmesi gerektiğini savunmaktadır. Temel argüman nettir: Enflasyon karşısında sabit gelir korunmuyorsa, sosyal devlet ilkesinin anlamı zedelenir.
Emekli dernekleri ve sendikalar da benzer bir noktaya dikkat çekmektedir. Çünkü enflasyon yükünü en ağır hisseden kesim, geliri sabit olan gruplardır. Gıda fiyatları yükselirken gelir artışları gecikiyorsa, hissedilen enflasyon resmi veriden daha yüksek olabilir.
Algısal enflasyon ile açıklanan enflasyon arasındaki fark, yalnızca istatistiksel değil; aynı zamanda toplumsal adalet duygusunda açılan mesafedir.
Bugünün Türkiye’sinde tartışma sadece ekonomik değil, aynı zamanda temsil problemine de işaret etmektedir. Ekonomik talepler ortak bir zeminde buluşmadığında, karar alma süreçleri üzerinde yeterli toplumsal baskı oluşmaz. Sosyal politika literatüründe buna kolektif temsil zayıflığı denir.
Eğer itiraz ediliyorsa; ortak bir dil kurulmalı, ortak bir metin oluşturulmalı, ortak bir hedef belirlenmelidir.
Çünkü sosyal devlet yalnızca bütçe dengesiyle değil, toplumsal dengeyle de ayakta durur. Enflasyon ekonomik bir gösterge olabilir; fakat yoksulluk insanın varoluşuna dokunan sessiz bir yaradır.
Kendime soruyorum: Eğer yük ortaksa, ses neden ortak değil?
Belki de mesele yalnızca emekli ikramiyesi değildir. Asıl mesele, emeğin değerini savunurken siyasi sınırların ötesinde ortak bir toplumsal bilinç oluşturabilmektir.
Ve biliyorum ki: Adalet, tek başına yükselen bir sesle değil; aynı cümlede buluşabilen vicdanlarla inşa edilir.
Çünkü: “Adalet bir kutup yıldızı gibidir; yerinde durur, ama ona bakarak yol bulunur.”
Ekonomik göstergeler değişebilir. Enflasyon yükselir, düşer. Bütçeler yeniden yazılır.
Ama bir toplum yönünü kaybederse, hiçbir istatistik onu doğru istikamete taşıyamaz.
Bayramlar insanlığın ortak dilidir. Sofranın büyüklüğü, yalnızca yiyeceklerin çokluğu ile değil; paylaşmanın vicdanla buluştuğu yerle ölçülür.
Çünkü insanlık tarihi bize şunu öğretir: Ekonomiler büyüyebilir ya da küçülebilir; fiyatlar değişebilir, politikalar dönüşebilir.
Fakat bir toplumda onur duygusu yaralanırsa, bir çocuğun gülüşü eksilirse, bir yaşlı sessizce harcamasını hesaplamak zorunda kalırsa, orada yalnızca ekonomi değil; insanlığın ortak vicdanı da sarsılır.
Ve unutulmamalıdır: Gerçek refah, grafiğin yükseldiği yer değil; insanın kendini değerli hissettiği yerdir. www.yenicizgihaber.com
Büyümede esas, adaletli bir paylaşım
03 Mart 2026 Salı 00:39Bir olmanın öğretisi ve barışın izinde
01 Mart 2026 Pazar 15:10Anadolu’nun kokusu, sesi ve sıcaklığı
28 Şubat 2026 Cumartesi 10:39Aydınlanmanın izinde
27 Şubat 2026 Cuma 07:22Ağaç ve sessiz gelecek
25 Şubat 2026 Çarşamba 07:01Emeğin Baharı
23 Şubat 2026 Pazartesi 16:35Bitiş ve başlangıcın umudu
22 Şubat 2026 Pazar 12:08Bir kalpte başlayan okyanus
21 Şubat 2026 Cumartesi 12:22Bir kalpte başlayan okyanus
21 Şubat 2026 Cumartesi 11:53Gazze Dramı ve Barış
20 Şubat 2026 Cuma 07:36

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.