Gözyaşlarından yoksun bir yüzyıl

Bazen düşünüyorum; gerçekten ağlayamıyor muyuz, yoksa ağlamayı mı unuttuk?
Farklı bölgelerde savaş var.
Başka coğrafyalarda yıkım var.
Uzak ülkelerde ölüm var.
Yakın şehirlerde adaletsizlik var.
Ama gözyaşı yok.
Yüreğimiz dolu. Sokaklar dolu. Haber bültenleri dolu. Mezarlıklar dolu.
Ama gözlerimiz kuru.
Sanki mesafe arttıkça vicdan azalıyor.
Sanki acı uzaklaştıkça kalbimiz de uzaklaşıyor.
Bir bombayla yüz altmış beş masum kız çocuğu ve yüzlerce hayat yok oluyor; geriye sadece sessizlik kalıyor.
O sessizlik, kulaklarımızı değil; vicdanımızı sağırlaştırıyor.
Bir sınıfta, daha on yedi yaşında bir genç, öğretmenini öldürüyor.
Bir evde, bir sokakta, her gün bir kadın katlediliyor. Ve biz, birkaç dakika bakıp geçiyoruz.
Bir başlık, bir son dakika bildirimi, bir sosyal medya paylaşımı…
Sonra başka bir gündem.
Bu çağın trajedisi acı çekmemesi değil; başkasının acısına alışmış olması.
Haritada gördüğümüz her çatışma, bir istatistiğe dönüşüyor.
Bir sayıya.
Bir grafiğe.
Oysa o sayılar, bir annenin bekleyişi,
bir çocuğun korkusu,
bir babanın çaresizliği.
Ama gözyaşı yok.
Çünkü gözyaşı, yakınlık ister.
Empati ister.
Kalbin yerinden kıpırdamasını ister.
Her savaş birkaç gün konuşuluyor.
Her trajedi birkaç başlık oluyor.
Toprak henüz soğumadan hafıza soğuyor.
Vicdan, hız çağında nefes alamıyor.
Bu yüzyıl, aslında bizim içimizde büyüyor.
Ve içimizde büyüyen şey, merhamet değil; alışkanlık.
Alıştık.
Sınırların ötesindeki çığlıklara alıştık.
Göç yollarındaki yorgunluğa alıştık.
Ekranlardan akan yıkımlara alıştık.
Kadın cinayetlerine alıştık.
Çocuk ölümlerine alıştık.
Gençliğin şiddetle sınanmasına alıştık.
Alışmak…
Belki de bu çağın en tehlikeli kelimesi.
Çünkü alışan kalp, artık sızlamaz.
Sızlamayan kalp, artık aramaz.
Aramayan insan, değiştiremez.
Ağlayamayan insanların yüzyılı bu.
Çünkü ağlamak, hâlâ insan kaldığını gösterir.
Ağlamak, sınır tanımayan bir vicdanın işaretidir.
Ama şunu kendime soruyorum: Bir coğrafyada yüzlerce çocuk ölürken, başka bir yerde hayat normal akıyorsa, insanlık bölünmüş müdür?
Bir genç eline kalem yerine silah alıyorsa, biz nerede eksildik?
Kadınlar her gün öldürülürken, hangi suskunluk suç ortağıdır?
Acı küreselken merhamet neden yereldir?
Gözyaşı dökmeyen bir toplum, vicdanını neyle yıkar?
Taşlaşmış kalplerle barış kurulamaz.
Kurumuş gözlerle adalet aranamaz.
Duyarsızlık üzerine insanlık inşa edilemez.
Belki de yeniden insan olmanın yolu, uzak sandığımız acıyı yakın hissetmekten geçiyor.
Yeniden sarsılmaktan.
Yeniden utanmaktan.
Yeniden ağlayabilmekten.
Çünkü ağlamak zayıflık değil; hâlâ hissedebildiğinin kanıtıdır. Gözyaşı, insanın sınırları aşan dilidir. Ve ben, bu çağın içinde, kendime şunu hatırlatıyorum: Savaş en yakın komşumuzda olabilir. Acı başka bir dilde yaşanabilir. Şiddet başka bir evin kapısını çalabilir. Ama gözyaşı yoksa, insanlık eksiktir.
Çünkü gözyaşı dökülmeyen yerde vicdan kurur.
Vicdan kuruduğunda adalet susar.
Adalet sustuğunda insan, insan olmaktan uzaklaşır.
Ve belki de en büyük felaket, bir bombanın patlaması değil, kalbin artık sızlamamasıdır.www.yenicizgihaber.com

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
ALİ DOĞAN Arşivi