Sessizleşen tezgâhlar

Tekstilin tarihi sınavı

Bazen bir ülkenin ekonomisini anlamak için büyüme oranlarına, borsa grafiklerine ya da parlak yatırım haberlerine bakılır. Oysa gerçek tablo çoğu zaman daha sessiz yerlerde ortaya çıkar: fabrikalarda, atölyelerde ve üretim bantlarının başında.

Türkiye’nin sanayi tarihinde tekstil ve hazır giyim sektörü böyle bir hikâyenin merkezinde yer alır. Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren Anadolu’nun birçok şehrinde kurulan dokuma fabrikaları yalnızca üretimi değil, aynı zamanda bir çalışma kültürünü de inşa etti. Gaziantep’ten Bursa’ya, Denizli’den Kahramanmaraş’a kadar birçok şehir, büyümesini bu sektörün emeğine borçlu oldu.

Fakat bugün o tezgâhların sesi eskisi kadar güçlü değil.

Veriler, sektörün ciddi bir daralma sürecinden geçtiğini açıkça ortaya koyuyor. Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre tekstil ve hazır giyim sektöründe çalışan sayısı 2022 yılında yaklaşık 1 milyon 225 bin seviyesindeydi. 2025 yılına gelindiğinde bu sayı 833 bine kadar geriledi.

Başka bir ifadeyle, son üç yıl içinde sektörde yaklaşık 392 bin kişi istihdamını kaybetti.

Bu tabloyu daha da çarpıcı hale getiren bir başka veri ise işletme kapanmalarıdır. Son bir yıl içinde tekstil ve hazır giyim sektöründe 4 bin 987 işletme faaliyetlerini sonlandırdı. Bu kapanmalar 113 binden fazla çalışanın işsiz kalmasına neden oldu.

Rakamlar yalnızca ekonomik bir küçülmeyi değil, aynı zamanda binlerce ailenin hayatında oluşan büyük bir kırılmayı anlatıyor.

Tekstil sektörü Türkiye için yalnızca bir üretim alanı değildir. Aynı zamanda ihracatın önemli bir taşıyıcısıdır. Uzun yıllar boyunca Türkiye’nin tekstil ve hazır giyim ihracatı 30–36 milyar dolar bandında gerçekleşerek ülkenin dış ticaretinde önemli bir pay oluşturdu.

Ancak son yıllarda burada da belirgin bir gerileme görülüyor. 2022 yılında yaklaşık 36 milyar dolar olan tekstil ve hazır giyim ihracatı, sonraki yıllarda düşüş eğilimine girerek 30 milyar dolar seviyelerine kadar geriledi.

Bu gerilemenin arkasında yalnızca tek bir neden yok.

Dünya tekstil üretiminde rekabet giderek sertleşiyor. Bangladeş, Vietnam, Mısır ve Hindistan gibi ülkeler çok daha düşük işçilik maliyetleriyle küresel markalar için cazip üretim merkezleri haline geliyor. Türkiye’de ise enerji maliyetleri, işçilik giderleri ve finansman maliyetleri üretim üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor.

Bir diğer önemli unsur ise küresel talep. Türkiye’nin en büyük pazarı olan Avrupa’da yaşanan ekonomik yavaşlama, tekstil siparişlerinde belirgin bir azalmaya yol açtı. Siparişler küçüldü, üretim kapasitesi düştü ve birçok işletme ayakta kalmakta zorlandı.

Ama bu tabloyu yalnızca küresel rekabetle açıklamak eksik olur.

Asıl mesele, bir ülkenin üretim gücünü nasıl koruyacağıdır.

Sanayi yalnızca makinelerden oluşmaz. Sanayi, insanın üretme iradesidir. Bir fabrikanın kapanması yalnızca bir üretim hattının durması değildir; o fabrikanın kapısıyla birlikte bir şehrin ekonomisi, bir ailenin umudu ve bir işçinin geleceği de kapanır.

Bugün tekstil sektöründe yaşanan daralma bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Ekonomi yalnızca büyüme oranlarından ibaret değildir. Ekonomi aynı zamanda toplumun emeğe verdiği değerin de bir aynasıdır.

Türkiye’nin tekstil sektöründe yarım yüzyılı aşan bir üretim deneyimi, güçlü bir sanayi altyapısı ve yetişmiş insan gücü vardır. Bu birikim kolay oluşmadı. Bu nedenle mesele yalnızca bir sektörün krizi değil; aynı zamanda bir üretim kültürünün geleceğidir.

Belki de bugün sorulması gereken en önemli soru şudur:

Bir ülke üretimden uzaklaşarak mı güçlenir, yoksa emeğine sahip çıkarak mı?

Ben kendi cevabımı biliyorum.

Çünkü bir ülkenin gerçek zenginliği yalnızca doğal kaynaklarında ya da rakamlarında saklı değildir.

Gerçek zenginlik, o ülkenin çalışan insanlarının emeğinde gizlidir. www.yenicizgihaber.com

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
ALİ DOĞAN Arşivi