İnsanlığın geleceği kârın gölgesinde kaybolan değerler

Bugün insanlık, tarihinin en önemli dönemeçlerinden birinde duruyor. Teknoloji ilerliyor, üretim artıyor, şehirler büyüyor; fakat bütün bu gelişmelerin ortasında giderek daha baskın bir anlayış hayatımıza yön veriyor:

“Önce kâr.”

Bu anlayış kısa vadede büyüme sağlayabilir; ancak uzun vadede toplumsal dengeleri zayıflatır. Çünkü insanı merkeze almayan bir ekonomi, yalnızca rakamları büyütür; huzuru ve güveni büyütemez. Oysa bir toplumun gerçek gücü, yalnızca ürettiği mal ve hizmet miktarıyla değil, insanının refahı ve adalet duygusuyla ölçülür.

Bugün yaşanan gelir eşitsizliği, işsizlik kaygısı, sosyal adaletsizlik ve gençlerin geleceğe dair umutsuzluğu; aslında tek bir gerçeği işaret ediyor: Ekonomi, insan için vardır; insan ekonomi için değil.

Nitekim iktisat ve felsefe tarihine yön veren düşünürler de bu gerçeği defalarca dile getirmiştir.

Ünlü iktisatçı ve filozof Adam Smith, piyasanın önemini savunurken bile şu uyarıyı yapmıştır:

“Hiçbir toplumun büyük çoğunluğu yoksul ve mutsuzken, o toplum zengin ve mutlu olamaz.”

Sanayi toplumunun eleştirisini yapan düşünür Karl Marx ise üretimin merkezine insan emeğini koyarak şu gerçeğe dikkat çekmiştir:

“İnsan, emeğiyle kendini gerçekleştirir.”

Bu söz, ekonominin yalnızca üretim değil, aynı zamanda insanın onurunu koruma meselesi olduğunu anlatır.

Modern iktisadın önemli isimlerinden John Maynard Keynes ise ekonomik büyümenin nihai amacını şu şekilde özetlemiştir:

“Ekonominin amacı, insanların iyi bir hayat yaşamasını sağlamaktır.”

Bu yaklaşım, ekonomiyi rakamların değil, insanın hizmetine veren bir anlayışın ifadesidir.

Felsefe dünyasının önemli isimlerinden Aristoteles ise yüzyıllar önce bugünün tartışmasına ışık tutan şu uyarıyı yapmıştır:

“Servet, yaşamın amacı değil; iyi bir yaşam için araçtır.”

Bu söz, ekonomik faaliyetlerin nihai hedefinin insan mutluluğu olduğunu açıkça ortaya koyar.

Bugün insanlığın önünde iki yol bulunmaktadır:

Birincisi, kârı tek hedef haline getirip insanı ikinci plana iten bir düzen.

İkincisi ise insanı merkeze alan, toplumu güçlendiren bir anlayış.

Gerçek kalkınma; yalnızca büyüme rakamlarının artması değil, toplumun tamamının insanca yaşayabildiği bir düzen kurabilmektir. Çünkü refah, yalnızca zenginlik üretmekle değil; o zenginliği adil paylaşmakla anlam kazanır.

Sonuç olarak açık bir gerçek vardır:

İnsanlığın geleceği, “önce kâr” diyen sistemde değil;

“önce insan, önce toplum” diyen bir ekonomi ve vicdan anlayışında saklıdır. (HABER MERKEZİ) www.yenicizgihaber.com

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
ALİ DOĞAN Arşivi