İbrahim Yıldız

İbrahim Yıldız

Tek tip siyaset arayışı ne kadar sürdürülebilir?

Siyasette son yıllarda bir eğilimin öne çıktığı yönünde yaygın bir kanaat dile getiriliyor.

Farklı alanlarda, farklı kurumlardaki atama ve tercihlerde benzer siyasi eğilimin öne çıktığı, farklı kesimlerin kendine alan bulmakta zorlandığı yönünde eleştiriler basına yansıyor.

Bu kanaat doğru mu değil mi? Gelin tarihe bakarak konuşalım.

3 Kasım 2002 ile birlikte tek başına iktidar döneminin başladığı biliniyor. İlk yılların, farklı toplumsal kesimlerden isimlerin siyaset ve bürokrasiye dahil edildiği bir dönem olarak hatırlandığı yönünde değerlendirmeler yapılıyor.

12 Eylül 2010 referandumunun yüzde 57.88 evet oyu ile kabul edildiği ve bu düzenleme ile HSK ve Anayasa Mahkemesi'nin yapısının değiştiği kayıtlarda yer alıyor. Bu tarihten sonra yargı ve bürokrasi atamalarında liyakat ve çoğulculuk başlıklarının kamuoyunda daha yoğun tartışılmaya başlandığı yönünde yorumlar dile getiriliyor.

2 Temmuz 2018 tarihli ve 703 sayılı KHK ile rektör atama usulünün değiştiği, üniversite içinde seçimle belirlenme uygulamasının sona erdiği ve doğrudan atama sistemine geçildiği görülüyor. Bu düzenleme sonrası yapılan atamaların, akademik çevrelerde ve basında çoğulculuk ve temsil açısından eleştirildiği ifade ediliyor. 2021 yılındaki Boğaziçi Üniversitesi rektör atamasının da bu tartışmaların en çok bilinen örneği olarak değerlendirildiği belirtiliyor.

Benzer tartışmaların yerel yönetimler, üst kurullar ve bazı kamu kurumları için de gündeme geldiği aktarılıyor. İlgili mevzuat çerçevesinde yapılan atama ve görevlendirmelerin resmi işlemler olduğu, ancak uygulamanın sonuçları itibariyle kamuoyunun bir bölümünde temsil ve kapsayıcılık açısından eleştirildiği yönünde görüşlerin dile getirildiği ifade ediliyor.

Siyaset bilimi açısından bakıldığında, çoğulcu toplumlarda tek bir eğilimin her alanda baskın hale gelmesini öngören uygulamaların uzun vadede sürdürülebilir bulunmadığı yönünde değerlendirmeler yer alıyor. Yakın tarihte 1913-1918 arası tek odaklı yönetim anlayışının, 1925-1945 arası tek parti döneminin katı uygulamalarının ve 12 Eylül sonrası dönemde tek tip düşünceyi yerleştirme çabalarının toplumda farklı tepkiler ürettiği yönünde akademik yorumların bulunduğu görülüyor.

Devlet yönetiminin, bir siyasi partinin üye sayısını artırmaya yönelik faaliyetlerden farklı bir alan olduğu, devletin gücünün farklı düşünen insanları aynı hukuk zemini içinde tutabilme kapasitesi ile ölçüldüğü yönünde görüşler dile getiriliyor.

Bugün genç nüfus üzerine yapılan araştırmalarda yurt dışı eğiliminin arttığı, siyasete mesafeli duruşun yükseldiği yönünde bulguların paylaşıldığı ve bu durumun kapsayıcılık tartışmasının bir yansıması olarak yorumlandığı ifade ediliyor.

Mesele herhangi bir partiyi büyütme meselesi olarak değil, farklı düşüncelere alan bırakan uygulamalarla toplumu bir arada tutabilme meselesi olarak değerlendirildiği yönünde yorumlar basına yansıyor.

Toplumun tamamının benzer düşünmesinin ne mümkün olduğu ne de faydalı olduğu yönünde kanaatlerin dile getirildiği görülüyor. www.yenicizgihaber.com

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İbrahim Yıldız Arşivi