İbrahim Yıldız
Açlık sınırının altındaki bordroluyu NATO fotoğrafı ve Trump övgüleri doyurmaz
Siyasetin en eski oyunu şudur, mutfak boşken salonu konuştur. Tencere kaynamıyorsa gündem değiştirilir, dışarıdaki fotoğraf büyütülür, içerideki cüzdan küçültülür.
Son dönemde tablo yine aynı. Bir yanda NATO zirveleri, stratejik önem, masada vazgeçilmez ülke anlatısı. Diğer yanda telefon diplomasisi, dışarıda alkış toplama ve büyük devlet güzellemeleri. Peki bu anlatının içerideki karşılığı nedir? Cevabı market fişinde, kira kontratında, emeklinin pazar filesinde saklıdır.
Rakamlar masaldan daha serttir. 2026 yılı için asgari ücret brüt 33.030 TL, net 28.075,50 TL olarak belirlendi ve Ocak ayından itibaren uygulanıyor. Bu tutar Aralık 2025'te Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından 28.075 TL olarak açıklandı. En düşük emekli aylığı ise 16.881 TL seviyesinden yaklaşık yüzde 18,48 artışla 20 bin TL'ye yükseltildi.
Hayatın resmi verileri ise bu rakamların yetmediğini söylüyor. Türk-İş'in Temmuz ayı araştırmasına göre dört kişilik ailenin açlık sınırı 26 bin 413 TL, yoksulluk sınırı 86 bin 36 TL. Aynı araştırmada bekar bir çalışanın yaşama maliyeti 33 bin 982 TL olarak hesaplandı. Yani net asgari ücret, bekar bir çalışanın tek başına yaşama maliyetinin bile altında kalıyor. En düşük emekli aylığı ise açlık sınırının altında seyrediyor. Bu tabloya dış politika başarısı demek, matematiğe aykırıdır.
Bu tablonun en ağır tescili ise ekonomi yönetiminden değil, bambaşka bir yerden geldi. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu 2026 yılı fitre bedelini 240 TL olarak açıkladı. Kurumun resmi fetva hattı Alo 190 üzerinden verilen bilgilendirmede, fitrenin geçim sıkıntısı çeken asgari ücretli veya emeklilere verilebileceği ifade edildi. Basına yansıyan kayıtlar da aynı yöndedir, geçinemeyen asgari ücretli ya da emekli maaşı alan kişiye fitre verilebilir.
Bir devletin resmi din kurumu, tam zamanlı çalışan işçiyi ve yıllarca prim ödemiş emekliyi dinen yoksul kategorisinde değerlendiriyorsa, ortada artık bir algı sorunu değil, bir geçim sorunu vardır. Bu durum herhangi bir kişinin değil, tercih edilen ekonomik modelin sonucudur.
İslam düşüncesi bu meseleyi asırlar önce adalet terazisine koymuştur. Hadiste komşusu açken tok yatan bizden değildir buyrulur. İmam Gazali, malın bir elde toplanmasının toplumu çürüteceğini anlatır. İbn Haldun, mülkün temelinin adalet olduğunu, adaletin ise sadece mahkemede değil rızkın paylaşımında da aranması gerektiğini yazar. Mevlana'nın sözü bugün için yazılmış gibidir, ekmek yoksa adalet de askıda kalır.
Felsefe de aynı yerden konuşur. Aristoteles, yoksulluğun siyasal istikrarsızlığın anası olduğunu söyler. Rousseau, yasaların eşitsizliği derinleştirdiği her yerde genel iradenin zedelendiğini belirtir. John Rawls, bir toplumun adaletini en dezavantajlı grubun durumuna bakarak ölçmeyi önerir. Eğer en dezavantajlı grup tam zamanlı çalışanlar ve emekliler ise, ortada düzeltilmesi gereken bir adalet açığı vardır.
Hukuki çerçeve de son derece açıktır. Anayasa'nın 2. maddesi Türkiye Cumhuriyeti'nin sosyal bir hukuk devleti olduğunu hükme bağlar. Madde 5, devletin kişilerin maddi ve manevi varlığını geliştirme ödevini düzenler. Madde 55, ücrette adaletin sağlanmasını ve asgari ücretin işçinin ailesi ile birlikte geçimini temin etmesini emreder. Sosyal devlet, yardımı övünç vesilesi yapan değil, yardıma ihtiyacı ortadan kaldıran devlettir. 5510 sayılı sistemde prim ödeyen yurttaşın alacağı aylığın insan onuruna yaraşır olması bir temenni değil, sosyal devlet ilkesinin gereğidir.
Dış politika elbette önemlidir. NATO üyeliği, ittifak ilişkileri, büyük güçlerle kurulan diyaloglar devlet yönetiminin parçasıdır. Ancak dışarıda elde edilen her diplomatik temasın içeride bir karşılığı olmak zorundadır. Dışarıda itibarlı görünmek, içeride mutfağı boş olan yurttaşın sorununu çözmez. Çünkü yurttaş, geçimini manşetle değil, maaşla sağlar.
Yüzdelik zam tartışmaları da bu yüzden anlamını yitirmiştir. Yüzde, tabanı değil tavanı büyütür. 100 bin TL gelire yüzde 20 artış 20 bin TL eklerken, 28 bin TL gelire aynı oran 5 bin 600 TL ekler. Aradaki makas kapanmaz, açılır. Enflasyonun yüksek seyrettiği bir ortamda, temeli zaten çökmüş bir ücrete yapılan sınırlı artış, daha cebe girmeden erimektedir. Bu nedenle çözüm, tabana eşit ve doğrudan uygulanacak yüksek seyyanen iyileştirmedir. Bu talep bir lütuf beklentisi değil, bozulan gelir dengesinin düzeltilmesi talebidir.
Bir ülkenin gücü, dışarıda kaç kapı açıldığı ile değil, içeride kaç ocağın tüttüğü ile ölçülür. İşçinin ve emeklinin fitre alabilir hale geldiği bir tabloda, stratejik derinlikten söz etmek yerine sosyal derinliği konuşmak gerekir.
Bu milletin karnı, dış politika sunumlarıyla değil, adil ücret ve onurlu bir emeklilik ile doyar.www.yenicizgihaber.com
NATO artık bir ordu değil sistem bekçisi
09 Temmuz 2026 Perşembe 19:41Ankara zirvesi: Bir "Disiplin" seansı mı,
01 Temmuz 2026 Çarşamba 07:42Vitrinler parlıyor, ama yanında kimse yok
26 Haziran 2026 Cuma 07:37Babalık külliyatında görünmeyen eksenler
21 Haziran 2026 Pazar 07:38Milyonların hayatı bir optik forma mı emanet?
20 Haziran 2026 Cumartesi 11:05CHP’de irade ve tüzük çatışması
12 Haziran 2026 Cuma 23:04Mizahınız Batsın...
08 Haziran 2026 Pazartesi 00:14Yeni dünyanın toplama kampı
03 Haziran 2026 Çarşamba 14:33CHP'de güç baronlarıının siyasi savaşı
31 Mayıs 2026 Pazar 18:32Ne Hain, Ne Kahraman
28 Mayıs 2026 Perşembe 13:24

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.