Anne...

Bir toplumun sessiz kurucusu

ALİ DOĞAN

Anne; yalnızca bir evlat büyüten değil, bir toplumun vicdanını, merhametini ve geleceğini inşa eden görünmez mimardır. Güçlü anneler, güçlü nesiller; güçlü nesiller ise güçlü milletler doğurur.

Toplumların kaderini yalnızca siyasetçiler, ordular ya da ekonomik güçler belirlemez. Asıl kader, sessiz evlerin içinde şekillenir. Bir annenin çocuğuna öğrettiği ilk kelime, ilk merhamet, ilk vicdan duygusu; geleceğin toplum düzenini inşa eder. Çünkü insan karakteri önce okulda değil, annenin bakışında büyür.

Mustafa Kemal Atatürk bu gerçeği yıllar önce şu sözle ifade etmişti:

“Dünyada her şey kadının eseridir.”

Bu söz yalnızca bir övgü değildir; aynı zamanda sosyolojik bir gerçeğin ifadesidir. Çünkü kadın, özellikle anne kimliğiyle yalnızca birey yetiştirmez; toplumun ahlakını, vicdanını ve geleceğini de şekillendirir.

Bugün modern dünyanın en büyük krizlerinden biri sevgisizliktir. İnsanlar birbirine daha tahammülsüz, daha öfkeli, daha yalnız hale geliyor. Teknoloji ilerliyor; fakat insan ruhu giderek yoksullaşıyor. İşte tam bu noktada annelik kavramı yeniden düşünülmelidir. Çünkü anne, insanın dünyaya karşı ilk güven duygusudur.

Filozof Honoré de Balzac şöyle der:

“Bir annenin kalbi, çocuğun okuludur.”

Gerçekten de insan ilk adaleti anneden öğrenir. İlk paylaşmayı, ilk sabrı, ilk affetmeyi… Eğer toplumda vicdan eksiliyorsa, bunun nedeni yalnızca siyasi ya da ekonomik sorunlar değildir; sevgi dilinin zayıflamasıdır.

Bugün bazı toplumlar ekonomik olarak büyürken ahlaki olarak küçülüyor. Çünkü anneliği yalnızca biyolojik bir görev gibi gören anlayış, insan yetiştirmenin kutsallığını unutturuyor. Oysa anne; sadece doğuran değil, ruh inşa eden kişidir.

Victor Hugo anneler için şöyle söyler:

“Bir annenin kolları şefkatten yapılmıştır; çocuklar orada huzur içinde uyur.”

Bu cümle aslında insanlığın özeti gibidir. Çünkü huzur, önce anne sıcaklığında başlar. Savaşların, suçların, şiddetin ve toplumsal çöküşlerin temelinde çoğu zaman sevgisiz büyüyen nesiller vardır.

Bugün dünyanın en gelişmiş ülkeleri bile aile kurumunu korumaya çalışıyorsa bunun nedeni ekonomiden önce insanı ayakta tutan bağın aile olduğunu bilmeleridir. Ve o bağın merkezinde çoğu zaman anne vardır.

Anne; yalnızca evlat büyüten değil, aynı zamanda toplumun vicdanını taşıyan kişidir. Fedakârlığın görünmeyen adıdır. Kendi yorgunluğunu gizleyip evladının geleceği için ayakta duran sessiz kahramandır.

Napoléon Bonaparte şöyle demiştir:

“Bana iyi anneler verin, size iyi bir millet vereyim.”

Bu söz, güçlü toplumların temelinin yalnızca anayasalarda değil; annelerin yetiştirdiği karakterli bireylerde saklı olduğunu anlatır.

Belki de insanlık bugün yeniden annelerin öğrettiği değerlere dönmek zorundadır: Merhamete… Sabra… Vicdana… Ve koşulsuz sevgiye…

Çünkü bir toplumun gerçek medeniyeti, annelerine verdiği değerle ölçülür.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
ALİ DOĞAN Arşivi