Kadın özgür değilse, toplum da özgür değildir

ALİ DOĞAN

Kadın özgür değilse, toplum da özgür değildir

“Ne zaman ki bir kadını, ‘dişi’ değil, ‘kişi’ olarak görürsek işte o zaman uygar ve medeni bir toplum oluruz.” (Luis Aragon)

İnsanlık, yüzyıllardır “medeniyet” dediği kavramın peşinden yürür. Büyük şehirler kurar, teknolojiyi geliştirir, gökyüzüne ulaşır, sınırlarını genişletir. Fakat bütün bu ilerleyişin ortasında çoğu zaman en temel gerçeği unutur: Medeniyet, yalnızca gelişmek değil; insanı insan olarak görebilmektir. Çünkü bir toplumun uygarlığı, yaptığı binalarla değil, taşıdığı vicdanla ölçülür.

Luis Aragon’un sözü, aslında insanlığa yöneltilmiş sessiz ama sarsıcı bir sorudur. Kadını “dişi” olarak görmek; onu sadece biyolojik bir varlığa indirgemektir. Bu bakış açısı, kadını bir kimlikten çıkarır ve bir kalıba hapseder. Oysa kadın, yalnızca bir beden değildir; kadın bir ruhtur, bir düşüncedir, bir iradedir. Kadını cinsiyetine sıkıştırmak, onun insan olma hakkını küçültmek demektir. Ve bir insanın insanlığı küçüldüğünde, toplumun tamamı eksilir.

Tarih boyunca kadın; çoğu zaman hayatın yükünü taşıyan ama hakkı teslim edilmeyen bir varlık olmuştur. Çalışmış, üretmiş, büyütmüş, iyileştirmiş, direnmeyi öğrenmiş; fakat yine de çoğu kez arka plana itilmiştir. Kadına değer verildiği söylenirken bile bu değer, çoğu zaman özgürlük değil; bir sınır çizgisi olmuştur. Çünkü bazı toplumlar kadını yüceltirken bile onu kendi seçme hakkından mahrum bırakmıştır. Kadın “kutsal” sayılmıştır ama “özgür” sayılmamıştır.

Oysa özgürlük, insan olmanın en temel şartıdır. Kadının özgürlüğü yoksa, toplumun özgürlüğü yalnızca bir yanılsamadır. Çünkü bir toplumun yarısı zincirliyken diğer yarısı özgür olduğunu sanamaz. Kadın susturuluyorsa, toplum konuşuyor görünse bile aslında sessizdir. Kadın bastırılıyorsa, toplum gelişiyor gibi görünse bile aslında geriye gider.

Kadını kişi olarak görmek; onun düşüncelerini değerli bulmak, emeğini görünür kılmak, hayallerine saygı duymak demektir. Kadını kişi olarak görmek; onun yalnızca toplumun bir parçası değil, toplumun şekillendiricisi olduğunu kabul etmektir. Kadın bir birey olarak var olabildiğinde; eğitim güçlenir, adalet güçlenir, aile güçlenir, toplum güçlenir. Çünkü kadın özgürleştiğinde yalnızca kadın değil, insanlık da nefes alır.

Gerçek medeniyet, kadını korumakla değil; onu eşit görmekle başlar. Kadını sahip olunacak bir varlık gibi gören anlayış, aslında insanlığın en büyük çöküşüdür. Çünkü insanı nesneleştiren zihniyet, yalnız kadını değil; insanın kendisini de değersizleştirir. Kadını “dişi” olarak tanımlayan bakış, insanın ruhunu görmezden gelir.

Sonuç olarak Aragon’un sözü bize şunu anlatır: Bir toplumun uygarlığı, kadına nasıl baktığında saklıdır. Kadın özgür değilse, toplum da özgür değildir. Kadın eşit değilse, adalet tamamlanmış değildir. Kadın kişi olarak görülmüyorsa, insanlık henüz olgunlaşmamıştır. Çünkü medeniyet, kadını sadece var eden değil; kadını insan olarak kabul eden bir anlayışın adıdır.

Ve belki de en acı gerçek şudur:

Kadının özgürlüğü, yalnızca kadının meselesi değildir.

Kadının özgürlüğü, insanlığın vicdan meselesidir.

Kadın güçlendikçe hayat güçlenir. Kadın özgürleştikçe toplum da olgunlaşır. www.yenicizgihaber.com

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
ALİ DOĞAN Arşivi