Vahap Öztürk
Demokrasi davuluna vurulan çöven
Demokrasi...
Bu memlekette en çok kullanılan, ama galiba en çok yıpratılan kelimelerden biri.
Öyle ki artık duyduğumuzda aklımıza hür irade mi geliyor, yoksa ezberlenmiş nutuklar mı, insan karar veremiyor.
Yıllardır aynı sözleri dinliyoruz:
"Demokratik süreçler..."
"Demokratik teamüller..."
"Milli irade..."
"Sandık..."
Bu kelimeler öylesine sık tekrarlandı ki sonunda anlamlarını taşımakta zorlanır hale geldiler. Tıpkı sürekli dövülen bir bakırın incelmesi gibi, kavramların da içi boşaltıldı.
Bugün adına demokrasi denilen şeyin önemli bir kısmı, vatandaşın önüne gerçek seçenekler koymaktan çok, önceden belirlenmiş seçenekleri onaylatma mekanizmasına benziyor.
Sonra dönüp soruyorlar:
"Neden güvenmiyorsunuz?"
İnsan da ister istemez düşünüyor.
Bir sofrada menüyü başkası hazırlayıp sana sadece tabak seçme hakkı veriyorsa, buna ne kadar tercih denebilir?
İşte memleketin demokrasi meselesi de biraz buna benziyor.
Önüne koyulanı seçiyorsun.
Koyulmayanı ise hiç konuşamıyorsun.
Sonra da buna tam demokrasi deniliyor.
Hatta bazen öyle bir özgüvenle anlatılıyor ki, insan sanır dünyanın geri kalanı demokrasiyi bizden öğrenecek.
"Dünyada örneği olmayan demokrasi..."
Belki gerçekten örneği yoktur.
Çünkü dünyanın birçok yerinde demokrasi vatandaşa alan açmaya çalışırken, bizde vatandaş kendisine bırakılan alanın sınırlarını öğrenmeye çalışıyor.
Halbuki demokrasi davul gibidir.
Sadece görünen yüzüne vurularak ahenk çıkmaz.
Davulun ön yüzü başka, arka yüzü başka ses verir.
Biri gösteriş için, diğeri hakikat için çalar.
Siz ön yüzüne özgürlük yazıp arka yüzünü sıkıca gererseniz, çıkan sesin adına ne koyarsanız koyun, insanlar o sesin nereden geldiğini anlar.
Anadolu'nun eski davulcuları iyi bilir.
Davulun ön yüzüne çöven sürülür, arka yüzüne çırpı vurulur; ses kuvvetlensin diye.
Ama demokrasi denilen şey sadece gürültü çıkarma sanatı değildir.
Mühim olan sesin yüksekliği değil, sesin kime ait olduğudur.
Bugün memleketin asıl meselesi de burada düğümleniyor.
Sandığın varlığıyla demokrasinin varlığını aynı şey sanıyoruz.
Oysa sandık demokrasinin kendisi değil, sadece aletidir.
Bir teraziyi adalet sanmak ne kadar yanlışsa, sandığı demokrasi sanmak da o kadar yanlıştır.
Velhasıl;
Davulun ön yüzüne çöveni, arka yüzüne çırpıyı vurup adına demokrasi demek kolaydır.
Zor olan, o davulun sesini milletin vicdanıyla aynı ahenge getirebilmektir.
Çünkü halk artık gürültüyle türküyü, gösterişle hakikati, sandıkla demokrasiyi birbirinden ayıracak kadar tecrübelidir.
Bir memlekette insanlar sürekli demokrasinin varlığından ikna edilmeye çalışılıyorsa, asıl soru demokrasinin olup olmadığı değil, neden bu kadar anlatılmak zorunda kaldığıdır.
Hakiki demokrasi nutukla büyümez; güvenle büyür.
Onun için davulu ne kadar sert çalarsanız çalın, ne kadar yüksek ses çıkarırsanız çıkarın, millet günün sonunda davulun sesine değil, içinin dolu olup olmadığına bakar.
Ve boş davulun sesi her zaman uzaktan daha gür gelir. www.yenicizgihaber.com
GAZİLİĞİN BEDELİ: ANTEP'İ ANTEP YAPAN RUH
26 Ekim 2026 Pazartesi 21:10Yeni Parti il başkanlığı seçimi değerlendirmesi
21 Ekim 2026 Çarşamba 00:17Kötünün İyisini seçmeye mahkûm muyuz?
03 Ekim 2026 Cumartesi 07:45Sessizlik kara mizah;
18 Ağustos 2026 Salı 17:25Sadece buna bakalım: Siz kendinizi ne olarak tanımlıyorsunuz?
30 Temmuz 2026 Perşembe 11:35CHP'de çekişme, günlük yaşamda çöküş
06 Temmuz 2026 Pazartesi 14:54Delegeler Demokrasisi
07 Haziran 2026 Pazar 00:05Demokrasiye ödenen bedeller ve mutlak butlan
22 Mayıs 2026 Cuma 17:30Tazmanya canavarı
11 Mayıs 2026 Pazartesi 22:02Vejeteryanlık lüks, Nefeseryanlık mecburiyet
05 Mayıs 2026 Salı 00:53

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.